banner27
22 Ekim 2017 Pazar

Avrupa ve ABD'nin Çilekleri Sason'dan

Babamın Değirmeni Sessizliğe Mahkum

07 Mart 2015, 00:01
Babamın Değirmeni Sessizliğe Mahkum
Besse Kabak

 Babamın çalıştırdığı değirmene gitmek için yola koyulmuştuk.

Gusked köyüne Kartur kanyonundan yayan olarak girişi sağlayan
yola doğru ilerliyorduk. Henüz çocuk yaşta ayrıldığım köyüme
iki gün önce tekrar bu güzergâhı kullanarak kavuşmuş olduğumdan,
yol üzerinde değirmene benzeyen bir yapının bulunmadığını
gayet iyi biliyordum.
Annemin içi burkularak anlattığı eski günlerdeki anılardan değirmenin
ailemiz için ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu öğrenmiştim:
“Fakir olduğumuzdan doyasıya ekmek yediğimiz günler sayılıydı.
Baban değirmenci olduktan sonra soframızda ilk kez buğday
unundan yapılmış ekmeğimiz oldu. Çok fakirlik çektik ancak geriye
dönüp baktığımda onca fakirliğimize rağmen yine de o yıllarda çok
mutlu olduğumuzu daha iyi anlıyorum. Keşke tekrar o eski günlere
dönebilsek…”
Köyün girişine ulaştığımızda, “Değirmene gitmek için epeyi yol
almamız gerekecek” diye düşünmeye başlamıştım ki Sayit birden durdu
ve “İşte babanın çalıştırdığı rehan (Arapça değirmen) bu” deyiverdi.
Şaşkınlık içindeydim. Zira değirmen dendiğinde çoğu insan gibi benim
de aklıma televizyon filmlerinde görmüş olduğum kocaman tahta
çarkın taşıdığı suyla çalışan su değirmenleri veya Miguel de Cervantes
Saavedranın Don Kişot karakteriyle meşhur ettiği yel değirmenleri
görüntüsü beliriyordu.
Oysa karşımızda, yaklaşık 15-20 metrekare büyüklüğünde, köydeki
evlerde olduğu gibi, taşların birbirlerine geçirilerek üst üste örülmesiyle
yapılmış tek katlı bir yapı duruyordu. Ne suyla dönen büyük
çarkı, ne de yelle dönen bir pervanesi vardı. Bina bildiğimiz mütevazı
bir köy evi görüntüsüne sahip olduğundan, doğal olarak iki gün önce
köyün girişinde yanından geçtiğimiz halde değirmen olduğunu fark
edememiştim.



YILANIN KRALI OLSA NE YAZAR?

Toprak dama sahip değirmenin de -tüm köy evlerinde olduğu

gibi- duvarlarından biri yamaca bitişikti. Değirmen çalışmıyor olsa da,

damına düzenli bakım yapıldığından, kar ve yağmura rağmen hâlâ

ayakta kalabilmişti.

Damda, su arkının hemen yakınında, yarım metre boyutundaki

kare şeklindeki boşluktan eskiden değirmen taşlarını hareket ettirecek

gücü sağlayan suyun içeri akıtıldığını öğrenmem, içerisini görme

isteğimin daha da artmasına neden oldu. İstanbul’dan birlikte geldiğimiz

annemin kuzeni Gülamir Abi’ye, “Değirmenin içine girebilir miyiz”

diye sorduğumda, birden yüzünde korku ifadesi belirdi: “Vallahi ben

içeri girmem. Son kez oraya girdiğimde yılanla karşılaştım. Bir daha o

değirmene girmem” diyerek geri çekildi.

Aslında kendisi gözü kara biri olarak nam salmıştı. Vakti zamanında

kardeşiyle birlikte ayı öldürmüşlükleri bile vardı. Ayıyla yaptıkları

ölesiye dövüşten sağ salim çıkmış biri olarak değirmende sadece bir

kez göz göze gelmiş olduğu yılandan bu kadar korkuyor olmasına bir

anlam verememiştim.

Sasunlu damarım kabarmıştı bir kez: “İçeride yılanların kralı olsa

ne yazar! Hiçbir şey bir zamanlar babamın çalıştırdığı değirmene girmeme

engel olacak kadar korkmama sebep olamaz! İstemiyorsan sen

gelme” dedim ve tek başıma içeri girdim.

Gözlerimin karanlığa alışmasıyla birlikte zeminin ıslak olduğunu
fark ettim. Muhtemelen üstüm başım çamura batacaktı ama buna değeceğini
biliyordum. Sonuçta kıyafetlerimdeki çamur yıkanıp temizlenebilirdi
ancak bu fırsat elden gitti mi bir daha yakalanması kolay
olamazdı.
Değirmende hiç ışık yoktu. Damda, arktan gelen suyun içeri girmesi
için bırakılan boşluktan sızan ışık ve fotoğraf makinemin flaşı
sayesinde zeminde de damdakinin büyüklüğünde bir başka boşluk
olduğunu fark ettim. Daha sonra edindiğim bilgiye göre, bu iki boşluk
arasına oluk şeklinde iç kısmı oyulmuş kalınca ağaç gövdesi konarak
damdan akıtılan suyun gücüyle alt katta bulunan çark döndürülüyormuş.
Değirmen iş görmez olduğunda muhtemelen emektar ağaç
gövdesi de yakacak odun olarak kullanılmış olmalıydı. Bir zamanlar
değirmene hayat veren suyun coşkusu ise çoktan son bulmuştu. Artık
hayata küsmüşçesine sadece tavandan aşağıya belli belirsiz sızmakla
yetinmekteydi, o kadar.
TERK EDİLMİŞLİĞİN HÜZNÜ
Tahılları değirmen taşındaki boşluğa dökerek istenen incelikte
öğütülmesini sağlayan, tahtadan yapılmış kasnak da değirmenin bir
köşesinde öylece kalakalmıştı. Hemen yanıbaşında, yüzeyinde yüzlerce
muntazam çentiklerle bir kahraman edasına sahip olmasına
rağmen sanki terk edilmişliğin hüznünü yaşayan değirmen taşları
dikkatimi çekti.
Bir zamanlar tarlada alın teriyle büyütülen tahılları öğüterek una
çevirip hepimiz için kutsal olan ekmeğimizi elde etmemizi sağlayan
geceli gündüzlü çalışmadan sonra değirmen şimdi kör bir sessizliğe
mahkum olmuştu.
Eskiden çağlayan suyun coşkusuna kapılan çarkın oluşturduğu
nağmelerin yerine şimdi sadece boş duvarlara çarpan rüzgarın sesi
duyulmaktaydı. Öğütülerek una dönüşen buğdayların sıcacık kokusunun
yerini ise değirmeni rutubet ve terk edilmişlik kokusu sarmıştı.
Değirmenin bu terk edilmiş haline, kaybetmiş
olduğum babamın anıları da eklenince
yanaklarımdan yaşlar süzülmeye başladı.
İstanbul’a geldikten sonra hastalanarak yatağa
mahkum olan babam bir daha köyüne
dönememiş, atalarının topraklarını, köyün
ekmek ihtiyacını karşılamak için tahılları öğüttüğü
değirmenini bir daha göremeden bu
dünyayı terk etmişti.
Değirmene ait her bir parçanın fotoğrafını
çektikten sonra, son olarak değirmen altında
yer alan ve değirmenin kalbi sayılan
çarkı görmek için dışarıya çıktım. Baş aşağı
durmakta olan çark, kanadı kırık bir kuş misali
bulunduğu yerden akmakta olan suya
bakmakla yetinmekteydi. Köylüler yolunu
değiştirmiş olduğundan değirmenin altında
bulunan çarkın yüksekliğine bir türlü yetişemeyen
su, yine de kaderine boyun eğen
arkadaşını yalnız bırakmayarak, sessizce
toprağın üzerinde süzülerek akmaya, geçtiği
her yerde, böceğinden çiçeğine can suyu
olmaya devam ediyordu.
GÖZLERİMDE YAŞ YÜZÜMDE TEBESSÜM
Suyun akışı doğrultusunda ilerlerken, etrafımı saran nane ve çiçeklerin
büyüleyici kokuları arasında içimin huzur dolduğunu hissediyordum.
Birden etrafımda yeşilliklerde mola vermekte olan minik
kelebekler uçuşmaya başladı. Hüzün, özlem, sevinç, yaşanmışlıklar,
doğduğum toprakların, atalarımın ve anıların kokusu… Gözlerimden
yaşlar süzülürken, bir yandan da yüzümde tebessüm oluşuyordu. Şu
kısacık zaman dilimi içinde duygular denizindeki fırtınada bir o yana
bir bu yana savrulmuş sonunda Mona Lisa tablosunun yeni versiyonuna
dönüşmüştüm.
Sayit ve Gülamir abinin yanına dönerek değirmen hakkında sorular
sormaya başladım. Gusked köyünün değirmeninin hangi yıl yapıldığı
bilinmemekle birlikte, 1950’lerde sürgünden dönen köy halkının ihtiyacını
karşılayabilmesi için Niçli Murat tarafından tamir edilmiş olduğunu
öğrendim. Babam da 1948 yılında sürgün dönüşü toprak affı çıkana kadar
Niçli Murat’ın yanında kalmıştı. Muhtemelen orada bulunduğu süre
zarfında değirmen çarkının tamirini ve ayarının yapılmasını öğrenmiş
olmalıydı. Değirmen bozulduğunda tamiri için artık babam göreve çağrılır
olunca, köydekiler sonunda babamın değirmenci olmasının daha
iyi olacağına karar vermişlerdi. Bu vesileyle dokumacılık, çiftçilik, avcılık
derken babam bir de değirmencilik mesleği edinmişti.
Babam İstanbul’a göç ettikten sonra değirmencilik mesleğini Gülamir
Abi devralmıştı. Şimdi de değirmenin çarkını göstererek “Baban
kadar usta olamasam da elimden geleni yapıyordum. Bak gördüğün
o tahtaları ben çaktım. Derme çatma da olsa, onu çalıştırmaya yeterli
olmuştu. Bizler de İstanbul’a göç ettikten sonra değirmen bozulunca
öylece kalakalmış” diyordu.
Kimse tamir edemeyince yılların emektar değirmeni kaderine
terk edilmişti. Herkesin evinde minyatür boyda Ermenice “ergank” denen
ve elle çevrilen el değirmenleri olsa da, kalabalık ailelerin ekmek
ihtiyacını karşılamaya yeterli olmamıştı. Köy halkı o günden bugüne,
un ihtiyaçlarını kilometrelerce uzaktan sırtlarında taşıyarak gidermek
zorunda kalmışlardı.

Kaynak: http://www.paros.com.tr/?p=4084

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    Sason'un en önemli kültür varlığı hangisi?

    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    KİM KİMDİR? Tümü
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    Ziyaretçi Defteri
    ARŞİV