banner27
21 Eylül 2017 Perşembe

Avrupa ve ABD'nin Çilekleri Sason'dan

Ekmek Pişiremeyi Bilmeyen Hasmig

18 Eylül 2016, 14:22
Ekmek Pişiremeyi Bilmeyen Hasmig
Besse Kabak

 Yedi yaşında İstanbul’a gönderilmiş olan Hasmig, ancak hastalıklardan başını kaldırabildiği zaman zarfında okula gidebilmişti ki, o da toplamda bir senelik eğitim sürecine denk gelmekteydi. Köydeki akranları ise aynı süreçte evlenerek çocuk yaşta gelin olmuşlardı. Bu yüzden köyüne geri döndüğünde, onu en çok şaşırtan şey yaşıtlarından bazılarının hamile olduklarını öğrenmesi olmuştu.

Her yerin kendine has yaşam kuralları vardı. Bu coğrafyada tarih süresince yaşanan olaylar da, ‘Kız çocuklarının küçük yaşta evlendirilme’ geleneğinin oluşmasına neden olmuştu. Bu geleneğin 20. yy’da hâlâ yaygın olarak devam etmesinin nedeniyse, kızların gelin gidecekleri evdeki yaşam koşullarına adapte olmalarını sağlaması ve en önemlisi de zorla kaçırılma tehlikesini ortadan kaldırmasıydı.
Sıradağlarla çevrili bu coğrafyada yaşayabilmesi için bu kurallara uymak zorunda kalacağından habersiz olan Hasmig, ailesine kavuşmanın mutluluğunu yaşarken, babası ise bir kaç ay sonra 15 yaşına basacak olan kızını en kısa zamanda baş göz etmeyi düşünmekteydi.
Ata evinde geçirdiği bir kaç ay içerisinde Hasmig bir yandan eskiden yaşadığı hayat tarzına tekrar alışmaya çalışırken, diğer yandan da eve gelen misafirlere hizmet etmekteydi. Bu misafirler arasında taliplerinin olduğundan haberi olmamıştı, taa ki...

Kendinden habersiz, evleneceği kişinin belirlendiğini öğrendiğinde karşı çıksa da Hasmig kaderini değiştirememiş, çaresizlik içinde babasının uygun gördüğü kişiyle evlenmek zorunda kalmıştı. 
Gelin alayı yola çıkmadan önce ablası, Hasmig’in eltisi Vartuhi’ye “Allah erkek kardeşlerini bağışlasın. Kız kardeşim İstanbul’da büyüdü. Ekmek pişirmeyi, yemek yapmayı, tarlada bizler gibi çalışmayı bilmiyor. Sen ona yardımcı ol” demişti. Eltisi de “Merak etmeyin ben ona her şeyi öğretirim” diye söz vermişti.
***
Hasmik hayat dersinde oldukça başarılı bir öğrenci olmuş, ekmek pişirmeyi saymazsak, geçen iki yıl zarfında her işi hakkını vererek yapmayı öğrenmişti. Aslında kendisi de ekmek pişirmeyi çok istiyordu, fakat elleri sıcak karşısında diğer kadınlarınki kadar dayanıklı olmayınca çıplak ellerle kor ateşin içinden o kızgın duvara hamur yapıştırma işlemini bir türlü òğrenememişti.
Bu durumu ilk başlarda sorun olarak görülse de zamanla ev halkı tarafından kabul edilmesiyle birlikte her şey normal akışında devam edebilmişti. Zaten kısa süre içinde Hasmik hamuru yoğurup kıvamını tutturma kısmını, evdeki diğer kadınlar da ekmeği pişirme kısmını üstlenerek kendi aralarında iş dağılımını dahi yapmışlardı.
Ancak pek çok akrabası gibi onları ziyarete gelen büyük yengesinin de Hasmg'in hala ekmek pişirmediğinden haberi yoktu. 
Bu yüzden mayalanmış olmasına rağmen Hasmig'in hala ekmekleri pişirmemesine anlam verememiş “Kızım hamurun mayalanmış, ateşin de geçmek üzere. Neden ekmeğini pişirmiyorsun” diye sormasına neden olmuştu.

Hasmig'in verdiği “Gelin süt sağmaya gitti. Birazdan gelip ekmeği pişirir” cevabı onun şaşkınlığını gidermek yerine daha da fazla artmasına sebep olunca, Hasmig yengesinin ısrarcı bakışları karşışında istemeye istemeye durumu anlatmış “Hamuru kıvamında yoğurabiliyorum ancak, pişirirken ellerim yandığından o kısmı gelin veya eltim üstleniyorum” demişti.
Yengesinin tam 11 çocuğu vardı. Tek başına tüm evi çekip çevirmiş çocuklarını büyütmüştü. Onun nezdinde bir kadının ekmek pişirmek gibi basit bir işi yapamaması söz konusu dahi olamazdı. 
Yengesinin, yedi aylık olan kızını göstererek “Artık çoluk çocuğa karıştın” tarzında nasihatlerle başlayan konuşması Hasmig’in yüreğinde ateşe dönüşecek sözlerle son bulmuş, bu söylenen sözler ertesi güne kadar daha da can acıtır hale gelmişti. Baba tarafından akrabası olan yengesi, kendi kanı, kendi canı bunları söyledikten sonra diğerlerinin söylediği sözler normal saymalıydı...
***
O gün ekmek hamurunun hazırlığına her zamankinden daha erken başladı. Buğdayları az olduğundan, evlerinde özel günler dışında hemen her gün buğday ve mısır ununun karışımıyla yapılan ‘kharniç’ (Ermenice’de karıştıran, karışık) ekmeği pişirilirdi. Buğday unuyla hazırlanan ekmeğe kıyasla, daha zahmetli, kıvamını tutturması daha zor olsa da, Hasmig hiç sorun yaşamadan tüm hazırlıkları ustalıkla yapabiliyordu. Ocakta yanan ateşte ısıttığı ‘alırikar’*1 kızıl renge büründüğünde, ‘kuş’un*2 içine alarak biraz soğumasını bekledi. Üzerine serptiği bir tutam un yanmadan kavrularak tatlı bir renge bürününce, ‘alırikar’ın ısısının istediği dereceye gelmiş olduğunu anladı. Unu fazla kavurursa hamurun tandır duvarından sapır sapır döküleceğini bildiğinden, alırikar’ın üzerine her seferinde ritmik hareketlerle serptiği mısır ununu hızla ters yüz etmişti. Kavurma işlemini bitirdiğinde soğumasına fırsat vermeden unu havuz haline getirip azar azar sıcak su ilave ederek güzelce yoğurup orta sertlikte bir hamur hazırladı. Bundan sonraki işleme geçebilmesi için hamurun biraz soğumasını beklemesi gerekiyordu. Dinlenip iyice soğuyan hamura bu kez buğday ununu, tuzu, önceki günkü hamurdan kaldırdığı mayalık hamuru ve yeterli miktarda suyu ilave edip, tekrar yoğurmaya başladı. Yoğurmakta olduğu hamurdan sesler gelmeye başlamıştı. Hasmig artık bu dili iyice öğrendiğinden, hamurun istediği kıvama gelmekte olduğunu anlamıştı. Bir iki dakika soluklandıktan sonra son bir kez daha yoğurup hamurun üstünü örterek mayalanması için tıveg* 3 yanında özel olarak yapılan kunç adını verdikleri düz zemine bıraktı. Ateşini azaltırsam belki de ellerimi yakmadan ekmeği pişirebilirim, şeklinde bir çözüm bulduğundan, o gün tıveg’i yakarken her zaman kullandığı odun miktarının yarısını kullanmıştı. Zaten bu çözümü bulmazsa belki de bu işe hiç yeltenmeyecekti. 
Sonunda hamuru bereketlenmiş, kabına sığmayıp yavaş yavaş örtünün altından taşmaya başlamıştı. Yere örtüsünü serip hamurdan greyfurt büyüklüğünde parçalar kopararak kuntlar (Ermenice –küreler) oluşturdu. Tüm hamur kuntlara dönüşünce sıra pişirme işlemine gelmişti. Tıveg içindeki köz haline gelen odun parçalarını ‘agic’*3 yardımıyla merkeze topladı. Duvarındaki isi süpürgeyle temizledikten sonra ilk yaptığı kunttan başlayarak eliyle pide boyutunda açtığı hamuru tıveg’in duvarına yapıştırdı. Hamuru yapıştırmadan önce elini ıslattığından hem hamur duvara düzgünce yapışmış hem de eli yanmaktan kurtulmuştu. Bir, iki derken hamurlar tıveg’in duvarını boydan boya kaplamıştı. 
Hasmig'in yüzü gülmeye başlasa da ne yazık ki sevinci uzun sürmemişti. Zira bir şeyler ters gitmeye başlamıştı. Hem güzel pişmesi, hem de pişerken ortası şişip denge sorunu oluşturmaması için hamurun ortasında küçük bir delik yapmayı unutmamıştı. Hamurunu tam kıvamında hazırlamış, unu çok kavurmamış, suyunu tam kıvamında vermiş olduğuna göre hamurların güzelce pişip ekmeğe dönüşmesi gerekiyordu. Ama olmuyordu. Hamurlar ya pişme işlemini tamamlayamadan bir bir kayıp ateşin içine düşerek kömür oluyor veya Tanrı günah yazmasın ama ekmeğe benzemeyen tıknaz bir şeye dönüşüyordu.Her zaman yapılan işlemin aynısı yaptığını düşünse de bir şeyleri yanlış yaptığı belliydi. 
Sonunda sorunun neden kaynaklandığını anlayabildiğinde ise artık çok geçti. Elleri yanmasın diye odunun miktarını azaltınca tıveg duvarının yeterli ısıya gelmesini engellemişti. Yeterince kızmayan tıveg hamurları pişirerek ekmeğe dönüşmesini sağlayacak kadar uzun süre duvarında tutamıyordu.
Onca emeği heba olmuş, koca leğen dolusu hamurdan doğru dürüst tek bir ekmek dahi elde edememişti. Ev halkı akşam geldiğinde ekmek bulamayınca aşlarına neyi katık edeceklerdi? Adı da artık iyiden iyiye çıkmış olurdu. Eltisi babasına vermiş olduğu söz üzerine kendisine iyi davranmaktaydı ama akşama sofrada yenecek tek lokma ekmek dahi olmazsa babasının hatırı ne kadar geçerli olabilirdi ki? 
Bu ekmeği pişirmeye mecburdu. Bu saatten sonra pes etme gibi bir şansı olamazdı. 
Bari hayvanlar sebeplensin diyerek ekmeklerin bulunduğu leğeni omzuna koyduğu gibi yonca tarlasında otlayan ineklerin önüne boşaltarak, her şeye sil baştan başladı. 
Mısır ununu alırikar üzerinde kavurdu. Sıcak suyla hamur haline getirdi. Buğday ununu, tuzunu, mayasını katarak, dualar eşliğinde bir güzel yoğurdu. Üstünü örterek mayalanması için tekrar kunçun üstüne bıraktı. “Yeter ki bugün şu ekmek pişsin, elim yansa da artık umurumda değil” diyerek tıveg’in içine bolca odun koydu. Yanan odunlar çok geçmeden tıvegin iç yüzeyinin güneşin doğduğu zamanki kızıl renge bürünmesine neden olmuştu...
***
Ekmekleri pişirmek için eve gelmiş olan gelin, nar gibi kızarmış ekmeklerle karşılaşınca çok şaşırmıştı. Ekmekten bir lokma yediğinde tadının çok güzel oldugunu fark etmesi ise şaşkınlığı daha da artmıştı. “Her halde Vartuhi pişirmiş olmalı” diye düşündü. Ancak evde Hasmig’ten başka kimse yoktu. Ekmekten kopardığı lokmaları yedikçe kimin pişirmiş olduğunu daha bir merak eder olmuştu. Sonunda dayanamayıp Hasmig’e “Ekmeği kim pişirdi?” diye sordu. Elleri sızlasa, yorgunluktan bitap düşse de ekmeği pişirmiş olmanın verdiği başarı duygusu sayesinde ayakta durabilin Hasmik “Ben pişirdim” dedi. 
Öğretmek için onca zaman uğraşmalarına rağmen iki yıldan bu yana ekmek pişirmek için hiç çaba sarf etmeyen Hasmig’in bu ekmekleri pişirmiş olması mümkün olabilir miydi? Birden gelirken yolda gördüğü yanık ekmekleri hatırladı. Muhtemelen denemiş, ancak hayvanların önüne bırakıldığına göre başarılı olamamıştı. Hasmig’e dönüp “Bu ekmekleri sen pişirmiş olamazsın! Hele ki tarlada bırakılmış yanık ekmekleri gördükten sonra her halde bu ekmekleri senin pişirdiğine inanmamı beklemiyorsun benden?” diye söylendi. Hem böylesi bir ekmeği pişirebilmek için usta olmak gerekirdi. Sekiz yaşından beri ekmek pişirmesine rağmen kendisi bile bu kadar lezzetli ekmek pişiremiyordu. Vartuhi de evde olmadığına göre “Komşulardan biri gelip pişirmiş olmalı” diye düşündü.

Hiç üşenmeden önce Ermeni ailelerin evlerinden başlayarak köyde herkesin kapısını çalıp bir bir “Ekmeğimizi pişirmek için sizden kimse yardıma geldi mi?” diye sordu. Herkesten olumsuz cevap almıştı. Geriye bir tek Moriye kalmıştı. Onu da evde bulamayınca “Büyük ihtimalle ekmeği o pişirmiş olmalı” diye düşünerek eve geri döndü. 
Pişirdiği ekmeğin bu kadar beğenilmesi Hasmig’in hoşuna gitse de, gelinin ekmeği kendisinin pişirdiğine inanmayıp köydeki tüm evleri dolaşmış olmasına da içerlemişti. Ancak yine de sesini çıkarmadı.
Çok geçmeden Moriye kapılarında belirivermişti. Gelin Arapça “Ekmeği sen mi pişirdin? Tadı çok güzel olmuş ellerine sağlık” dedi. Moriye ne olduğunu anlayamamıştı. “Ne ekmeği kızım, sabahtan beri yayladaydım. Daha yeni dönüyorum” deyince, bu kez gelin korku içinde Ermenice “Aba ida hats vur epits. Kırisduts Asıvadz, *5 ida Khaçkaren*6 egen epetsin ız hats!” (Sasun Ermenicesinde "Öyleyse bu ekmeği kim pişirdi. Tanrı, İsa Mesih! Khaçkardan mı gelip pişirdiler bu ekmeği?) dedi.
Neyse ki sonraki günlerde pişirdiği ekmeklerin tadı da aynı güzellikte oldu da, gelin de dâhil olmak üzere tüm ev halkı o güzel ekmekleri azizlerin değil de Hasmig’in pişirdiğine kanaat getirdi. 
Gerçekten de pişirdiği ekmekler İstanbul’da kaldığı seneler içinde fırından parayla satın aldıkları somun ekmeklerin tadından kat be kat daha lezzetli olmaktaydı. Öyle ki köyün yaşlı kadınları dahi onun pişirdiği ekmekleri beğeniyle yiyorlardı. 
Atalarımız boşuna her şerden bir hayır doğar dememişler. Yengesinin sarf ettiği canını acıtan o sözler olmasa Hasmig hiçbir zaman ekmek pişirmeye yeltenmeyecek, dolayısıyla da “Güzel ekmek pişiren kadın” sıfatına da sahip olamayacaktı.

*1-Alırikar. Ermenice un taşı. 15, 20 cm. ebatlarında un kavurmak için özel olarak tandır yapımında kullanılan kırmızı topraktan hazırlanan yassı taş (Bazı köylerde alırıkaf da denmekte).
*2- Ermenice çömlek veya ağaçtan yapılmış leğen ebadında yayvan kaplara verilen isim. 
*3- Tıveg - Tandır. Kuyu şeklinde hazırlanan tandırdan farklı olarak ön duvarında 50, 60 cm. açık olan tandır çeşidi. Sasun köylerinde daha çok tıveg şeklindeki tandırlar kullanılmakta.
*4-Halk arasında eğiş olarak bilinen 50, 60 cm. uzunlukta, çengel şeklinde sapı olup spatulaya benzeyen, köze dönüşen odunları düzeltmede, pişen ekmekleri duvardan almak/ kazımak için kullanılan tandır aleti. Daha küçük boyuna asdamug/asdan denmekte.
*5- Kırisduts, Asıvadz - (İsa Mesih,Tanrı) Nasıl ki İslam dinine inanan kişiler korktuklarında, veya işe başladıklarında besmele çekmekteyse, bizimkiler de korktukları veya, yapacakları işlerin bereketlenmesi için Kırisduts Asdvadz, derlerdi (Bazı köylerde “Kırisduts Asdvadz anun Asun Asıvadz” denmekte).
*6- Khaçkar - Bazen bir kaç metre büyklüğe ulaşabilen taş oyması işçiliğiyle dantel zarafetinde işlenen, taş haçlara verilen isim. Günümüzde Ahlat’ta da bu tarz işçiliğe sahip khaçkarlar bulunmakta. Hikayede gecen Khaçkar ise Sasun’daki bu köyün Ermeni Mezarlığı içinde [bir zamanlar kilisenin bulunduğu alanda] üzerinde her yerde görülebilen sıradan haç işaretlerinin bulunduğu kayaların bulunduğü yere verilen isim olmakta. İnsanlar bu tarz yerlerin kutsal olduğuna inandıklarından oradan geçerken dikkatli olurlar, çocuklarının çarpılmamaları için tuvalet ihtiyaçlarını oradan uzak yerlerde gidermelerini söylerlerdi.

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    Sason'un en önemli kültür varlığı hangisi?

    EN ÇOK OKUNANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    KİM KİMDİR? Tümü
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    Ziyaretçi Defteri
    ARŞİV