banner27
23 Temmuz 2018 Pazartesi

Sason'un İlkçağ Tarihi

Gülizar'ın Öyküsü

24 Şubat 2013, 20:54
Gülizar'ın Öyküsü
Besse Kabak

 Muş’un Çukur Bulanık’a bağlı Khars köyünde yaşamakta olan güzeller güzeli Ermeni kızı Gülizar, 1889 ilkbaharında Kürt Beyi Musa tarafından kaçırılır. 

Gülizar’ın ve ailesinin çabalarıyla mahkeme kararıyla evine geri dönmeyi başaran Gülizar, dönemin önemli bir devrimci lideri olan Keğam Der Garabedyan’la evlenir. Armenuhi ve Aram adında iki çocuğu olan Gülizar’ın torunlarından biri de tarihçi Anahid Der Minasyan’dır...

1-4 Ekim tarihleri arasında HAYCAR’ın Van-Muş ve Elazığ’a düzenlediği geziye katılan Anahid Der Minasyan, Muş’ta yayasının (ninesinin) kaçırıldığı eve konuk oldu. 

Sasunlu araştırmacı Besse Kabak’ın organizasyonuyla gerçekleşen buluşma, Paris’te yaşayan Anahid Der Minasyan için büyük bir sürprizdi. Büyük bir heyecanın yaşandığı buluşmadan sonra Der Minasyan gezi grubuyla birlikte Muş’ta sahne alan Ermenistanlı Sasun Dans Grubu’nun gösterisini izlemeye gitti. Der Minasyan’ı bir sürpriz de gösteri sonrasında bekliyordu. Dengbejlik yapan bir aileden gelen Cahit, Der Minasyan’ın yayası Gülo için kaleme alınmış ve günümüze kadar gelmeyi başarmış bir kılamı seslendirdi. 

KİMDİR BU GÜLİZAR

Muş’un Khars köyünden Res Miro’nun kardeşi Ağacan’ın kızı olan güzeller güzeli Gülizar’ın kaçırılış öyküsü civar köylerde yaşanan pek çok kaçırılma olayından farklı değildir başlarda. Kaçırılan ve Müslümanlaştırılan Ermeni kızlarını tek tek ele almaya başlayacak olursak, iş içinden çıkılamaz bir hal alabilir. Ancak Gülizar’ın kaçırıldıktan sonra kurtulmayı başarmış bir Ermeni kızı olması ve bu süreçte yaşanan olaylar, onun adeta efsanevi bir figür olarak tarihe geçmesini sağlıyor.

Gülizar (Halk dilinde Gülo), Khars köyünün tanınmış ailelerinden Miro’nun (Mihran) evinin kızlarından biridir. Henüz altı aylık bir bebekken annesini kaybeden Gülo, 13 yaşına kadar varlıklı bir konakta büyümüştür. Muşlu Mirza Bey’in oğullarından Musa Bey ise Bitlis kentinde emrinde 300 adam çalıştıran, zalimliği dillere destan bir ağadır. 

Musa Bey, Res Miro’nun kızı Manuşak’ın düğününde gördüğü güzel Gülo’yu gözüne kestirince bir at ve ağırlığınca altın karşılığında kızı ailesinden ister. Reddedilince de paskalyayı izleyen Pazartesi günü, 150 adamıyla Res Miro’nun evini kuşatır ve Gülizar’ı kaçırır. Musa Bey’in dört karısı olduğu için şeyhler bu duruma karşı çıkınca Gülizar’la nikâhlanmak Musa Bey’in erkek kardeşi Cezahir’e düşer.

Müslüman olması için yoğun baskılar gören Gülizar, acı ve keder dolu günler yaşamaya başlar. Umutludur, bir gün bu acılar bitecektir. Kaçırılırken üstünde olan geceliği onun tek sığınağı olmuştur. Buğday başaklarından yaptığı bir haç da huzur kaynağı...

GÜLO’NUN FATMALAŞ(MA)MA ÖYKÜSÜ...

Dört kadınlı Musa Bey’in Hıristiyan gelini Gülo’nun Müslümanlaşması gerekmektedir. Kendi dinini silmesi ve artık Müslüman bir Kürt gelini olduğunu kabul etmesi beklenmektedir. Bu konuda yoğun baskı ve eziyet gören Gülizar çareyi kabullenmiş gözükmekte bulmuştur. Yalnız kaldığı zamanlarda baba evinden kaçırılırken üzerinde bulunan geceliğini giyerek buğday başaklarından yaptığı haçıyla dua eder sürekli. 

Bu süreçte, ailesinin girişimleri ve yabancı devletlerin de baskısı sonucunda, İstanbul’daki yetkililerin Gülizar’ın İstanbul’a getirilip sorgulanmasını emretmesiyle mahkeme süreci başlar. Gülizar, biri kendi kurtuluşunu sağlayan, diğeri de Musa Bey’i mahkûm ettiren iki mahkemeye katılır. Zaman Abdülhamit devrinin en karanlık günleri, iki meşrutiyet arası dönemdir. 

Davanın başlangıcında Müslüman bir Kürt gelini olmayı kabul etmiş görünen Gülizar, bir gözünün kör olmasına sebep olan acı bir olay yaşar. 

Musa Bey, yokluğunda Gülizar’a sahip çıkması için kız kardeşi Mıheri’yi çağırmıştır. Mıheri’nin gözetiminde geçen günler Gülizar için tam bir işkencedir. Ermenice dualarına tanık olan Mıheri’nin dayağına maruz kalmaktadır. Mıheri’nin, çocuğunu Gülo’ya emanet edip dışarı çıktığı bir gün, Gülo baba evinden gelme geceliği ve buğday başaklarından yaptığı haçıyla kendinden geçmiş bir şekilde dua ederken Mıheri’ye yakalanır. Öldürülesiye dayak yiyen Gülo, kadının nalınının topuğunu defalarca başına vurmasının ardından iki hafta kendinden geçmiş halde yatar. Kendine geldiğinde ise bir gözü görmez olmuştur. Bu olaydan sonra eve gelen Musa Bey’e durumu anlatan Mıheri, Musa Bey’e “Gülizar’ı öldür, yoksa çocuğumu alıp giderim” der. Musa Bey, Gülizar’ı huzuruna çağırdığında, Gülizar peçesini açarak yaralı yüzünü gösterir. Musa Bey’in cevabı acımasızdır: 

“Işığın biri de yeter sana. Benim gibi tabancayla nişan mı alacaksın!”

Gülo, mahkemeye çıkabilmek için Musa Bey’in ailesine Müslümanlığı benimsediğini ve artık kendi dinini unuttuğunu kabul ettirmek zorundadır. Artık Müslüman kimliğini kabul ettiğini, mahkemede de böyle söyleyeceğine Musa Bey’i ve ailesini inandırır. Ailesinden artık peşini bırakmalarını isteyeceğini söyleyen Gülo, Cezahir’in kendisine olan zaafını da kullanarak bu planında başarılı olur. 

“Verdiğin sözden dönecek olursan bedelini ödeyeceksin!” tehditleriyle mahkemeye götürülen Gülo, mahkemeye çıkmak için Bitlis’e götürülür. Kızlarının Bitlis’e götürüldüğü haberini alan Gülo’nun annesi, valiye başvurarak kızıyla görüşme izni ister.

Annesi yalvar yakardır, ama Gülizar aylar sonra ilk defa mahkeme kapısında gördüğü annesine karşı son derece soğukkanlılıkla “Git ana, ben artık Müslüman’ım! Peşimi bırakın, görmüyor musunuz, ben halimden memnunum” der. Annesi, Gülizar’ın boynuna sarıldığı anda ise kulağına, “Ben Ermeniyim, durum belli olmasın, beni kurtarın” diye fısıldar. 

Yüzlerce insanın nefretini ensesinde hissettiği, büyük bir kalabalığın takip ettiği mahkeme salonunda ise, “Ermeni misin, Müslüman mı?” sorusuyla karşılaşmasını şöyle anlatır “Bütün vücudumu bir ateş ve titreme hissi kaplamıştı. Ölümün terinde boğuluyor gibiydim. Hâkimin sorusu kulaklarımda yankılanıyordu: ‘Ermeni misin, Müslüman mı?’ Gözlerim kararıyordu, umudumu kaybetmiştim ve cevap vermeye mecburdum.” 

Mahkeme salonunun ortasında, üzerindeki elbiseleri yırtarak ve ölümü göze alarak cevap verir: “Kaçırıldığım gün neysem, babamın evine öyle dönmek istiyorum!”

Dava sona erdiğinde Musa Bey Gülizar’ı ailesine teslim etmek zorunda kalır. Gülo, Kürtler tarafından kaçırılan yüzlerce Ermeni kadını arasında, mahkeme kararıyla ilk kurtulandır. 

DAVA’NIN ETKİLERİ...

Ermeniler açısından bir dönüm noktası olan bu davaya yabancı basın da büyük ilgi gösterir. Dönemin koşulları içinde toplumsal roller daha da belirginleşir. Söz gelimi, Gülizar’ı elinden kaçırmayı sineye çekmek zorunda kalan Cezahir, intikam duygularını Ohan Bey’in ailesine ve Arkavank köyüne yöneltir; ne var ki halktan daha önce görülmemiş bir direnişle karşılaşır. Akabinde Cezahir ve adamlarının Muş’un Vartenis köyünde bir Ermeni düğün alayını basmalarıyla başlayan bir dizi olay, Ermenilerin bir Kürt aşiretine karşı ilk silahlı ve örgütlü direnişi göstermeleriyle sonuçlanır.

Kaçırılma olayının ve davanın ayrıntıları, Saint-Petersburg’da yayımlanan Araks ve Londra’da yayımlanan Hayasdan dergilerinde aylarca konu edilir. İlk aşamada tüm iddialardan aklanarak çıkan Musa Bey, davanın tekrarı talebi üzerine yeniden yargılanır. Mekke’ye sürülür; burada bir yıl kaldıktan sonra geri döner ve Sultan Abdülhamit tarafından bir Hamidiye Alayı’nın başına getirilir.

PEKİ YA SONRASI...

Ermeni cemaati “namusu kirlenmiş” bir kızı ne yapar sizce? Dönemin şartları düşünülünce bir töre cinayetine kurban gitmesi dahi beklenebilir... Ama böyle olmaz. Muş Ermenilerinin liderlerinden, ‘Mışo Keğam’ lakaplı Keğam Der Garabedyan, Gülizar’la evlenir. Keğam Der Garabedyan, daha sonra, İkinci Meşrutiyet’in ilan edildiği yıl Muş mebusu seçilerek, Osmanlı Meclis-i Mebusan’ına girecektir. Çiftin Armenuhi isminde bir kızı, Aram isminde de bir oğlu olur. Evlenip Kevonyan soyadını alacak olan Armenuhi, sonraki yıllarda Ermeni müziğinin en önemli araştırmacılarından biri haline gelecek, annesi Gülo’nun hikâyesini de bir kitap haline getirecektir. 

Anahid Der Minasyan ise Gülizar’ın, Armenuhi’den olan iki torunundan biridir. Kardeşi Keğam Kevonyan Fransa’da yaşayan önemli bir araştırmacıdır. 

MEZARLARI ŞİŞLİ’DE

Gülizar ve Keğam İstanbul’da vefat ederler. Şişli Ermeni Mezarlığı’nda, Muş’un Hultik köylüleri için ayrılan bölümdedir mezarları. Gülizar’ın hikâyesi, Muş, Bitlis ve Sasun yöresinde kuşaktan kuşağa aktarılır. Sasunlular için Gülizar bir özgürlük bayrağıdır. 

ARMENUHİ KEVONYAN

1904’te Muş’un Surp Marine mahallesinde dünyaya gelen Armenuhi, Ermeni müziğiyle çocukluğunda tanışmıştı. Mebus olan babasıyla birlikte İstanbul’a geldiği 1908 yılında, Gomidas’ın kurduğu Kusan korosunun ilk provalarında yer alan en küçük üye olma şansını yakaladı. Bu karşılaşmanın sıcak anıları sonraki yıllarını da derinden etkileyecek, ileride, Vartan Sarkisyan ve Vağarşak Sırvantzyan’ın piyano eşliğinde verdiği resitallerde, Gomidas’ınkiler başta olmak üzere Ermeni müziğinin değişik örneklerini başarıyla seslendirecekti. 1925’te Paris’e yerleşen Armenuhi, müzik çalışmalarını burada da sürdürdü. Gurbetin beslediği özlemler, bir süreliğine yanına gelen annesi Gülizar’dan öğrendiği şarkılarla, andıkları hatıralarla daha da perçinlendi. Margarit Babayan’dan aldığı derslerin ardından ilk konserini 6 Kasım 1946’da Paris’teki Chopin Salonu’nda verdi.

ANAHİD DER MİNASYAN

Armenuhi’nin kızı Anahid Ter Minasyan ise, Garabedyan ailesinin üçüncü kuşak üyelerinden bir akademisyen. Annesi gibi Paris’te yaşıyor. Ermenilerin bugünkü siyasi düşünce kalıplarının, yakın tarihlerine göbekten bağlı olduğunu savunan Anahid, ‘Zihniyet tarihi’ olarak ele aldığı Ermenilerin geçmişini, 1915’te savrulanların kurdukları hayatlar üzerinden yeniden toparlıyor. Anahid Der Minasyan ayrıca, 1980’lerden sonra, Ermenilerin tarihlerini değiştiren trajedilere ve kimliklerine nasıl baktıkları üzerine de kafa yoruyor. Fakat tüm bu akademik uğraşlardan çok daha öncelikli bir şey var onun hayatında: Annesi Armenuhi’nin ağıtları miras alması gibi, ailesinden miras aldığı ‘örgütlülük’. Kendini bir entelektüelden çok bir propagandacı, bir militan entelektüel olarak tanımlıyor. 

BESSE KABAK VE BULUŞMANIN HAZIRLIK SÜRECİ

Sasunlu bir araştırmacı olan Besse Kabak, Gülizar’ın torununun, yayasının kaçırıldığı eve gitmesini ve üç nesildir Res Miro’nun evinde yaşamakta olan ev ahalisiyle tanışmasını sağlayan kişi. 

Sasun kültürü üzerine araştırmalar yaparken Gülizar’ın hikâyesiyle tanıştığını anlatan Besse, “Gülizar’ın hikâyesini bilmediğimi anlayınca Sasunlular sanki Kutsal Kitap’ta yer alan on emri bilmiyormuşum gibi ayıpladılar beni” diyor: “Ne yazık ki Gülo’nun dillere destan güzelliği, ailesinin zenginliği ve konukseverliğinin, Gülo’nun dinini değiştirmek için gördüğü eziyeti anlatan Kürtçe şarkının yalnızca sözleri gelebilmişti İstanbul’a. Gülo’yla ilk o şarkı vasıtasıyla tanışmıştım, ikinci karşılaşmamsa Sasun’da oldu.” 

Dilden dile, kuşaktan kuşağa ulaşan bu şarkıyı Sasun’a gittiğinde 95 yaşında bir dededen dinlediğini söyleyen Besse, “Olayın üzerinden epey bir zaman geçmiş olmasına rağmen o bölgede geçmişte yaşanan bir hikâyenin etkisinin devam ediyor olması etkileyiciydi” diyor: “Sonra Armenuhi Kevonyan’ın Ermenice olarak kaleme aldığı kitabı okudum. Bir günde okuyup bitirdiğim kitap sayesinde Gülo’nun hikâyesini artık biliyordum. Olay 1890’lı yıllarda geçmişti. Aradan yüz yılı aşkın zaman geçmiş olmasına rağmen Gülo halk arasında bir kahraman olarak anılıyor. Gülonun atalarının evi huzurun, bereketin hâkim olduğu bir yer olarak geçiyor...”

Daha sonra Gülizar’ın torunuyla, yani Anahid Der Minasyan’la tanıştığını söyleyen Besse, ardından yaşanan gelişmeleri şöyle anlatıyor: “Aynı yıl Gülo’nun soyundan geldiğini iddia eden bir aileyle karşılaştım. Gülo artık peşimi bırakmıyordu. Fransa’ya maille ulaşarak Keğam Kevonyan’a, ‘Burada akrabalarınız olduğunu söyleyen bir aile var’ dedim.”

“C. adlı kadının babası Miro, 1915 yıllarında daha küçük yaşlarda kimsesiz kalmıştır. Onu bulan Kürt aşireti, Miro’yu bir başka aşirete teslim eder. Evde bulunan yedi erkek çocuğa bir de Miro eklenmiştir. Çobanlık yapan Miro’nun evlenme yaşı geldiğinde ailenin tüm ısrarına rağmen Miro Müslüman bir kızla evlenmek istemez. Nihayet kendi gibi Ermeni dönmesi bir kadınla evlendiğinde yaşı ellinin üzerindedir. İlk çocukları öldükten sonra kızları dünyaya gelir, ancak kızına kimlikleri hakkında hiçbir şey söylemezler. Çocuk yaşta kendileri gibi dönme bir eve gelin giden C. Ermeniliğini orada öğrenir. Ev içerisinde Ermenice konuşulduğundan, çok geçmeden kendisi de Ermeniceyi öğrenir. Baba evine yaptığı kısa ziyaretlerde arık babası da kendisiyle Ermenice konuşmaya başlamıştır. Kharts köyünden Gülo’yla akraba olduklarını da bu sohbetlerden birinde babasından öğrenir.” 

“Bitlisli bir tanıdığımı arayarak, yaşlılarından Miro’nun ailesi hakkında, Gülo hakkında bilgi alabilir miyiz diye sorduğumda Muş’ta, Khars köyünde yaşayan akrabasının telefonunu verdi. Khars köyünden görüştüğüm Nesim, bana Gülizar’ın ailesi hakkında bilgi veremedi, ancak Musa Bey’in ailesiyle tanışmamı sağladı. Muş’ta Musa Bey’in torunlarının evini buldum, bunun için bana yardım eden kişi Musa Bey’in torununun damadıydı. Ben Ramazan bayramında gitmeyi düşünürken Anahid Der Minasyan’ın da geziye katılacağını duyunca böylesi bir fırsatı kaçırmak istemediğimden, onlardan önce Muşa giderek Khars köyü, Gülizar’ın akrabalarının akıbeti ve Musa Bey’in ailesi hakkında görüşmelere başladım. Muş’un köylerinde görüştüğüm köy halkının hemen hepsi Gülizar’ın hikâyesini duymuşlardı. Miro’yu da Musa Bey’i de tanıyorlardı. Öyle ki Khars köyüne gittiğimizde bizi 12 yaşlarında bir erkek çocuğu karşıladı. Miro’nun evini sordum ona ve ‘Res Miro mu?’ diye soruyla karşılık verdi bana. O çocuk bile Miro’nun efsanesini, Res olduğunu, evinin konukseverliğini, biliyordu.” 

“Hava karamıştı. Yol kenarında HAYCAR gezi grubunun minibüsünün gelmesini bekliyorduk. Gelen minibüsten inen Anahid Der Minasyan, yayasının kaçırıldığı eve gideceğinden yeni haberdar olduğu için henüz durumu tam olarak idrak edemiyordu…”

“Evin sakinleriyle aynı sofraya oturan, aynı dili konuşmasalar da anlaşmayı başaran Anahid Der Minasyan ve ev halkının görüşmesi tarihi bir andı. Miro’nun evinde yaşayanlar bağırlarına bastılar Gülo’nun torununu. Dillerini anlamadılar ama birbirleri için dualar ettiler. Evde yalnızca kadınlar vardı. Erkekler sayıca daha azdı. Evi Miro’dan alan kişinin oğlu, yani evin reisi daha birkaç ay önce ölmüştü. Yeni reis en büyük erkek çocuğu olan Ayhan Bey’di artık. Ancak o da Tatvan’da bulunmaktaydı. Ayhan Bey’in annesi olduğunu tahmin ettiğim yaşlıca kadının halinden, olan bitenden rahatsız olduğu belli oluyordu. Ancak Ayhan Bey’in kardeşleri, eşi, kızları, torunları, damatları gelinleriyle çocuklar etrafımızda dönüyordu. Kardeşleri vasıtasıyla Gülo’nun torununun evlerinde bulunduğundan haberdar olan Ayhan Bey’in, bize telefonla ulaşarak söyledikleri çok anlamlı sözlerdi. ‘Bu ev onların da evidir. Onlardan zorla alındığı için onların da payı vardır’ diyen Ayhan Bey, ‘İsterlerse gelsinler evlerini yapsınlar, yazın gelir kalırlar, beraberce oturalım, bizim için bu bir zevk ve onurdur’ dediğinde başta Anahid Der Minasyan olmak üzere hepimiz çok şaşırdık. Ev halkı ayrıca Anahid Der Minasyan’a eski evden kalan bölümleri, ekmek pişirdikleri tandırı ve diğer kısımları da gezdirdiler.”

“Anahid Der Minasyan’ın yoğun programı ve Musa Bey’in torunlarının Muş’a gelmemeleri sebebiyle torunlar buluşamadı. Musa Bey’in en son çocuğu olan D. nineyle konuştuğumda yıllar önce gerçekleşmiş bu olayla neden ilgilendiğimi merak ettiler. ‘Ben Gülizar’ın hikâyesini biliyorum. Ama Gülizar’ın sizin ailedeki hikâyesini merak ediyorum’ dedim. 1925’lerden sonra dünyaya gelen D. Nineye, Gülizar’ın daha sonra ailede nasıl anıldığını, başından geçen olayların kendisine anlatılıp anlatılmadığını sordum.”

“Hikâyeyi Musa Bey’in kız kardeşi olan Gülnaz hanımdan duymuştu. Musa Bey’in Gülizar’ın yüzünden sürgün olduğunu, Gülizar’ın Cezahirle nişanlı olduğunu, ancak mahkeme kararıyla geri verildiğini söyledikten sonra ‘Musa Bey Ermenileri çok severdi. Onlara çok iyi davranırdı’ dedi. Bunun üzerine Gülo’ya yapılan muamele sonucunda gözlerinden birinin görme yeteneğinin kaybettiğini söylediğimde, “Vah vah, yazık!” diye tepki verdi. Bir kadın olarak onun duygularının ifadesiydi bu cümle. Ermenice Sari Gyalin şarkısını okuduktan sonra ‘Sıra sende sen de Gülonun şarkısını söyle’ dediğimde, o da Gülo’nun şarkısını söylemeye başladı.” 

“Olayların bir sonraki nesle nasıl aktarıldığını öğrenmek için erkeklere sorular yönelttiğimde ise hikâyenin farklılaştığını gördüm. Gülizar’ın olayının 1915 olayları sırasında yaşandığını, ayrıca Musa Bey’in Gülizar’la nişanlı olduğunu, evli olmadığını söylediler. Musa Bey’in Ermeniler’e kötülük yapmadığını, bilakis Ermenileri çok sevdiğini hatta 1915 olaylarında birkaç Ermeniyi kurtararak daha sonra onları kendisinin evlendirdiğini söylediklerinde, kitapta anlatılan Musa Bey’le kendilerinin anlatıkları Musa Bey arasında farklılıklar olduğunu söyledim. Musa Bey’in torunu, “Ben size kendi hikâyemizi anlattım. Herkes hikâyesini kendine göre anlatır, artık inanıp inanmamak size kalmış’ dedi. “

“Düşündüğümde, Musa Bey’in torununun söylediğinin doğru olduğunu anlıyorum. O, gurur duyduğu dedesinin hikâyesini anlatmaktaydı, ancak halk, aradan yüz yirmi sene geçmiş olmasına rağmen Gülizar’ın hikâyesini anlatmayı tercih etmişti. Aradan 120 sene geçtikten sonra bile Gülizar, kendi inancına sahip çıkmış, uygulanan tüm baskılara rağmen pes etmeyerek, kendi doğruları adına acı çekerek halkın seçtiği bir kahraman olarak halen o bölgede yaşamaktaydı. Musa Bey’in 14 yaşındaki bir Ermeni kızı karşısında yenilmek zorunda kalması kabul edilmesi zor bir konuydu onlar için.” 

ANAHİD’İN YORUMU

“Ziyaret sırasında duygu dolu anlar yaşayan Anahid Der Minasyan, ‘Tıpkı bana anlatıldığı gibi, her yan çocuk kaynıyor’ dedi. Ayhan Bey’in, ‘Bu topraklar onların topraklarıydı. Gelip evlerini kursunlar, yazın bizlerle yaşasınlar. Çünkü onlardan alınmış bir topraktı’ sözleri Anahid Der Minasyan’ı çok şaşırttı. Geçmişte yaşanmış bir olay için bugünün insanlarını sorumlu tutulamayacağını söyleyen Anahid Der Minasyan, Musa Bey’e Gülizar’a yaptıklarından dolayı çok da kızgın değil: ‘Musa Bey’in benim yayama yaptığı, Hamidiye alaylarında milletime yaptıklarının yanında hiçbir şey değildi...”

(Bu yazıda, Armenuni Kevonyan’ın ve Anahid Der Minasyan’ın hikayesi için Nıvart Taşçı’nın Agos Kitap Kirk’in Mart 2009 sayısında yayımlanan “ Gülizar kimin öyküsü?” yazısından yararlanıldı.)

GÜLİZAR’IN TÜRKÜSÜ...

Gülo’nun hikâyesine müzikle ruh veren, günümüze kadar yaşamasını sağlayan türkü bölgede önemli dengbejler tarafından söylenmiştir. Ancak, Armenuhi Der Minasyan’ın kitabında yer alan türkünün hangi dengbej tarafından bestelendiği bilinmemektedir.


Male Miro köşka mazın

Hatın Gülamın dı khuazın

Hegır dan dan, hegır na dan

Ez dukıjım Malkhoye male mazın

Musa Bego bese lımın made

Ez ağçiga bafıllama jı hard dinem

Esire dine khome



Hem gulım hem nergizim

Dake rehana khılımsızım

Nav divana Ağan u Ağalara -

disa ezım

Musa Bego bese lımın made 

Ez günamın...



Ne tame, ne bırçima ber dere Karmırage

Davaçima hıyane istanbule...

Bavray davaçima. 

Musa Bego bese lımın made

...


Khıvnera viran beri ave

Khıvner kanbakh beri ave

Musa Bego Sond khupi bı seri bave

Gülamın puçuka-nızani ızi bışinım

Male bave= Musa bego bese lımın made

...


Khaça rış çıka khoşa, keşişe Miran ağa

Jı derde kiza Ağacan pır nakhoşe

Musa Bego bese lımın made

...


İroy ini sıba ladı, Khode dere padişah dadı

Çua ağçiga fılla jı mıra nadı

Musa Bego bese lımın made

 

Besse KABAK

AGOS GAZETESi

 

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    YAZARLAR Tümü
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    Sason'un en önemli kültür varlığı hangisi?

    EN ÇOK OKUNANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    KİM KİMDİR? Tümü
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    Ziyaretçi Defteri
    ARŞİV