banner27
27 Temmuz 2017 Perşembe

Avrupa ve ABD'nin Çilekleri Sason'dan

Sason İsyanı'nın romanı: Bal Palas Oteli

Yazar Atilla Can'ın Sason isyanını anlatığı yeni romanı Bal Palas Oteli yakında yayınlanacak. Atilla Can'ın kendi kaleminden romanın tanıtım yazısını okurları için yayınladık.

22 Ocak 2014 Çarşamba 19:52
Sason İsyanı'nın romanı: Bal Palas Oteli

 Amacım hiç kimseyi yüceltmek veya alçaltmak değildi. Tanrısal hiçbir güce de sahip değildim… Geçmişi, geçmişimin izlerini satır aralarında, belki anlatılarda tıkıştırılmış kelimelerde, kahkahalarda, gözyaşlarında aramaya koyuldum. Ne kadar yazık değil mi? Yaşadığı anda kendini tanıyamama, tanınmaz görmek. Dedim ya amacım kabahat kuleleri oluşturmak değil. Birileri bilerek veya bilmeyerek bir şeyleri en çok da insanı tanınamaz hale getirdi. Hiçbirimiz sanık sandalyesinde değiliz. Tıkanan bir şeyler var yaşadığımız coğrafyada. Kelimelerin tınısı, ruhu, gücü en çok da bu topraklara geldiğinde yitiyor. Bin yılların ağır yükleri, bindikleri sırtlardan düşmek bilmiyor bir türlü. Ne yapmalı peki? Aklıma gelen en munis yanıt elbette yazmak ve anlatmak oluyor. Evet, yazarak, en çok da konuşarak içlerimizde bir yerlerde çöreklenmiş karabasanları hafifletebiliriz.
Anılar en çok başvurduğum kaynaklar oldu. Bunların bir kısmı sözlü, bir kısmı yazılıydı. Elbette bunların tümünü burada sıralayarak lafı uzatmak niyetinde değilim ama dönemin meşhur komutanlarından Yüzbaşı Cemal Madanoğlu ile Kurmay Binbaşı Lütfi Güvenç’ten bahsetmemek olmaz. 
İnsan bütün eylemlerin, düşüncelerin, yaşantıların başat öğesi… II. Mahmut’un otoriteyi merkezileştirmesiyle huzuru kaçan dağlılar; Reşit, Hafız paşaların seferleri, Cumhuriyetle birlikte patlak veren isyanlar aralıksız 1937 kışına kadar Sasun dağlarında vuku bulur. İnsan hep aynı yamanlıkta bazen de saflıktadır. Engebeli Sasun dağlarında voleybol topuyla tanışan insanın: “top ha oraya düşti, ha buraya…” derken gösterdiği şaşkınlık insanı anlatmaya değer sanırım. Adaleti, sevgisi, kurumları da dağ yasalarına göre şekillenir. Dağların ağası ismiyle nam salan, isyanın belki de en önemli simalarından Abdurrahmane Ali’ye Unis’in sağ kolu Abdo genç, yirmili yaşlarda evli bir kadını kaçırır. Ali, ya adaleti sağlayacak ya da ağalığına gölge düşürerek en yakınındaki insanı harcayacaktır. Dağların kanunları biraz ironik, biraz da mizahi işler. Ortada genç, güzel hanımı kaçırılan mağdur koca da vardır. Ne yapar Abdurrahman Ali? Sağ kolu Abdo’nun yaşlı, son demlerini yaşayan karısını takas ettirir ve sorunu böylelikle kökünden halleder. “Namussa namus!” dedirtir. Mağdur koca giden genç zevcesine mi gelen hastalıklı, yaşlı kadına mı yansın? Dağların kanunu kendine göre bir yarık bulup işlemiş.
Kurmay Binbaşı Lütfi Güvenç, hayvanlarıyla mağaralara saklanan insanları bulmak maksadıyla keçi seslerinin taklit edildiğini, alınan yanıtlarla yer tespitinin yapıldığını; susuzluğa tahammül edemeyen çocuklara ebeveynlerinin idrarlarını içirttiklerini, bir kısmının bu şekilde öldüğünü hareketin başındaki bir insan olarak anılarında anlatmakta. 
Onca yıkımın, gözyaşının ortasında aşklar, aile bağlılıkları, sürgünler de yaşanır. İsyanın ele başlarından Mıhemede Ali’ye Unis’in eşi Rindixan… Dağlara çekilen kocasına hiçbir suretle teslim olmayacağına dair söz verir. Bir ev olarak belledikleri mağaraları basılır. Oğlu yaralanır, ölmek üzeredir. Oğlunun iyileştirilmesi şartıyla teslim olacağını haykırır gelen milislere. Önerisi kabul edilir. Verilen sözler tutulmaz. Bir süre sonra tabuta sarılı oğlunu görür. Gökleri bir yankıdır kaplar. Günler sonra abdest alma bahanesiyle ayrılır teslim tutulduğu birlikten ve kendini nehrin soğuk, azgın sularına bırakır.
Yaşanan, anlatılan, yazılan, şahit olunan çok yan var. Bunlar bir araya getirilerek romanın gücü, olanaklarıyla anlatılmalıydı. Bu, biraz yaşadığımız ülkeye, topraklara bir vefa borcu, biraz da kendini tanıma, anlama çabasıydı. Osman Sebri, Mahmut Baksi, Abdullah kaya ve daha ismini bilmediğim gizli, saklı niceleri yazıyla, sözle bunu geleceğe taşımak istedi. Geçmişle hesaplaşmadan, dünün muhasebesini yapmadan, yarınların sağlıklı inşa edilemeyeceğini biliyorum.
Geçmişin kılıç artığı kimi simalar, yalnızlıkları, aşkları, çaresizlikleri ve güdük yanlarıyla yaşadıkları anı tanımlayabilme düşüyle düşerler yollara. Okumuş, bunalımlı metropol insanının doğasında, tarihinde kendi kimliğini inşa etme, keşfetme sürecidir de bu. Dünle bugün… Arada akıp giden, görünüşte kısa ama acıları, soru işaretleriyle anlaşılmayı, anlatılmayı bekleyen kocaman bir yığın, moloz yığını, hafriyat… Ayıklanmayı, anlaşılmayı bekliyor. 
İbni Haldun; “Coğrafya kaderdir.” diyordu. Onca acıyı, ölüyü, parçalanıp, yurdun dört bir yanını savrulan aileyi unutup İstanbul’a tayin olan Madanoğlu’nun anılarından daha iyi idrak ediyoruz. “Sasun dağlarındaki savaş durumundan, İstanbul caddelerindeki tören subaylığına geçiyordum. Türkiye’de birbiri ile ilişkisi bulunmayan iki dünyanın birinden çıkıp, ötekine gelmiştim…” fazla söze gerek yok sanırım.
Bal Palas oteli, Abdulhalim amcanın şahsında ihanetler, darbeler, ekonomik çalkantılarla bunalan modern insanın sığındığı, solunum vazifesi gördüğü, otelden, barınmadan öte dünle bugün arasında çatırdayan, sıvaları dökülen bir köprü… 
Kısacası roman; bir balçıktan sıyrılmışçasına üstünde başında biriken tortuları silkelemeye çalışıyor. Sonuçta bu bir edebi çalışma, her ne kadar ilhamını, malzemesini tarihten alsa da. “Türkiye büyük bir oyun yeridir.” dememiş miydi Oğuz Atay? Espiri bahşetsin, etmesin her cümlesinden sonra acılara, oyunlara inat “Ha ha ha!” deyip acıyı bal eylemişti. Aynı girift çalkantıları Kafka’nın Dava’sında da görürüz. Teter ile Abdurrahman Ali, Gılgameş ile Enkidu’yu anımsatır kimi yerlerde. İnsan en ulvi yanlarıyla sadece klasiklerde çıkmıyor karşımıza. Bazen büyük bir kaya kütlesinin üzerinde bakışlarını ufuklara umutla da dikebiliyor.
2012’de gazeteler başbakanın ana muhalefet parti lideri ile girdiği polemiklerde Sasun’a bir kez daha değiniyordu. Toplamda 834 ölü, beş binin üzerinde tutuklama, yine o kadarın üstünde de Batı illerine serpiştirme usulü ile göç, sürgün… “Serpiştirme…” annenin çocuğunu dahi göremeyeceği biçimde farklı illere, hatta bölgelere gönderilmesi. Verimliliği artıran zirai bir ürün gelmiyor aklımıza. Belgeler açıklandı ve o günün bütün ceberutluğunu, soğukluğunu yorganı başımıza çekip satır satır okuduk. Bunların birkaçını numunelik de olsa vermek istedim. Amaç bir merakı kamçılamak, geçmişi düşük de olsa ışık tutarak kısmen aydınlatmak. İnsan hangi çağda, nerede olursa olsun istatistiklerden öte bir şey. Kanlı, canlı, yaşam, aşk dolu.

Sasun.org

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    Sason'un en önemli kültür varlığı hangisi?

    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    KİM KİMDİR? Tümü
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    Ziyaretçi Defteri
    ARŞİV