banner27
21 Temmuz 2017 Cuma

Avrupa ve ABD'nin Çilekleri Sason'dan

“Hayk ve Bel”, efsane mi, menkıbe mi yoksa gerçek anlatım mı?

“Hayk ve Bel”, efsane mi, menkıbe mi yoksa gerçek anlatım mı?

24 Ekim 2013 Perşembe 13:28
“Hayk ve Bel”, efsane mi, menkıbe mi yoksa gerçek anlatım mı?

 

Bu sorunu irdelemek için, erken Ortaçağ tarihçilerinden Khorenatsi ve Sebeos’tan bölümler halinde günümüze ulaşmış olan Ermeni destanlarıyla ilgili yazılı belgeler ile geçmişin derinliklerinde vuku bulan tarihi olayların etkisi altında şekillenmiş destanları bütünleyen ve yeniden aydınlatan, son yılların arkeolojik bulgularını kullandık.
Hayk ve Bel’in savaşının epopesi, Ermeni halkı tarafından çok sevilen, en eski ve en ünlü Ermeni destanlarından biridir. Farklı eski anlatılar gibi “Hayk ve Bel” öyküsünün ana maddesinin de, bize göre, daha sonraları kahramanlaştırılıp halk destanına dönüşmüş olan somut tarihi bir temeli olmalıydı. Bu anlatı, yüzyıllar ve binyıllar boyu ağızdan ağza söylenip, anlatılarak Asurlu filozof Mar Abbas Katina’ya ulaşır ve onun “Ataların Tarihi” kitabından faydalanan Movses Khorenatsi ve Sebeos tarafından, anonim tarihçiye atfedilen giriş bölümündeki metinde düzeltmeler ve eklemeler yapılarak yazıya alınır[1].

Babken Harıtyunyan’ın belirttiğine göre Movses Khorenatsi küçük, Sebeos ise daha büyük çapta halk hikâyelerini kullanmışlardır[2]. Bu yüzden, Hayk ve Bel’le ilgili anlatı, erken Ortaçağ’da da dolaşımda olmuştur.

Farklı bilim adamları tarafından değişik ifadelerle betimlenmiş olan bu destanın içeriğinin doğru formüle edilişini yeni bir şekilde tanımlamaya çalışalım. Bu yaklaşımlarda dominant olan, bu anlatının bir mitoloji olduğudur, bu ise, anlatının hayal ürünü olup, Ermenilerin ilk tarihi ve dini ile kısmen ilintili olduğu anlamına gelmektedir[3].

Efsane (Mit) kavramı, Yunanca mytos kelimesinden türemiş olup, “deyiş”, “hayali hikâye”[4]anlamına gelmektedir. Oxford İngilizce sözlüğünde mitoloji (efsane) kavramı, “insanüstü kahramanların, faaliyetlerin ve olayların rol aldığı, doğal ve tarihi olaylarla ilgili şu ya da bu fikri temsil eden faaliyetler ve işlemlerin geliştiği hayali hikâye”[5] olarak yorumlanmaktadır.

Menkıbe (Lejant) kavramı Ortaçağ menşelidir, Latince legenda kelimesinden türemiş olup, “okunacak bir şey” anlamına gelmektedir. Çağdaş yorumla “eski zamanlardan bize ulaşmış ve gerçekliğini tespit etme imkânının bulunmadığı tanınmış hikâye (destan)” anlamına gelmektedir. Menkıbe, olağanüstü olayların egemen olduğu bir öykü olup, aynı zamanda da sözlü veya yazılı şekilde bize aktarılmış, fakat gerçek olayların abartılmış ve işlenmiş olduğundan dolayı gerçekliğinin, tarihi veya arkeolojik kanıtlarla bilimsel olarak tespit edilmesi zor olan bir hikâyedir[6]. G. A. Levinton’a göre, genellikle azizlerin faaliyetleriyle ilgili olup, menkıbede anlatılan olayların çok eskilerde, efsanevi ve tarihi zamanların sınırında vuku bulmuştur. Kavmin doğuş konusu da menkıbeye özeldir[7].

Halk hikâyesi bir gerçek anlatım olup, dünyevi olaylar, gerçek ve tarihi kişiler tarafından gerçekleştirilen kahramanlıkları konu almaktadır ve mucizevî olaylar bu durumda mecburi unsur olmamaktadır.

Halk hikâyeleri, tarihi anılar olarak nesilden nesle sözlü olarak aktarılmaktadır. Efsaneler ve menkıbelerin aksine, halk hikâyelerindeki olaylar sadece tarihi süreçlerde geçmektedir[8].

Erken gerçek anlatım olarak, somut tarihi olayların, kahramanlaştırılmış destan şeklinde yorumlanmış olduğunu anlamaktayız. Bu anlatımda gerçek ve gerçeküstü birbirleriyle kaynaşmış olmakla birlikte, geçmiş zamanlarda vuku bulmuş tarihi bir gerçeklik olduğundan dolayı, dominant tarihi malzemeyi, aslını ayrıştırmak mümkündür. Bunun haricinde, arkeolojik buluntular, gerçek anlatımlarda betimlenen olayları, törenleri ve alışkanlıkları dolaylı veya doğrudan, elle tutulur kanıtlarla tamamlamaktadır. Bu anlatılarda efsane hâlâ yansımakla birlikte, esas tarihi konuda kayda değer bir rol sahibi olmayıp, sadece stil unsuru olarak var olmaktadır[9].

Bu açıdan, birbirleriyle sıkı bir şekilde bağlantılı olup, sıkça birbirlerinden oluşmalarıyla birlikte menkıbe, efsane ve erken gerçek anlatım arasında ince, fakat temel farklılıklar bulunmaktadır. Belirtilen terimlerin doğru kullanımı, onların algılamasını belirlemekte ve takdim edilen konuyla ilgili toplumsal fikrin oluşmasını belirlemektedir. Şimdi Ermenilerin, bize ulaşmış olan en eski halk hikâyesinden bazı pasajları inceleyip, efsaneden gerçek anlatıma kadar uzanan varlığını açıklamaya çalışalım.

Antik Ermeni mitolojisinin temel figürlerinden biri, ölümünden sonra tanrılaştırılmış ve “yıldız”, cesur avcı, yenilmez savaşçı ve ulusunu seven cet olan Ata Hayk’tır. Efsanevi anlatılara istinaden, ölümünden sonra, takımyıldızları bulunan parlak ve güzel bir yıldıza dönüşmüştür[10]. Burada özellikle, Ermenistan’daki bronz çağı yöneticilerinin kabirlerinde görülen gömülüş törenlerine uygun olarak[11] güçlü ecdadın, atanın, kral-önderin ölümünden sonraki tanrılaştırılması fikri kesin olarak görülmektedir.

Bazı bilim adamlarının görüşüne göre Hayk ve Bel’in savaşı, gerçekten de Ermeni halkının oluşumu ve anayurt-vatanında devlet teşekkül etmesi tarihinin kanıtlanmış olgusudur. Bu görüşün taraftarları, bu epopeye birçok kereler değinmiş, hatta olayların zamanını kurgulamaya çalışmışlardır. Örneğin, Ğevond Alişan’ın zamanbilim çalışmalarına göre Hayk ve Bel’in (Nemrut) savaşı, M.Ö. 2492 yılında vuku bulmuştur. Bu kronik kurgulaması için, 428 yılındaki Yılbaşının, yani Navasard’ın 1’inin Ermenilerin hareketli güneş takvimine göre Jülyen takviminin 23 Ağustosuna (günümüz takvimiyle 11 Ağustos) denk düştüğü olgusundan faydalanmıştır. Asıl Ermeni takviminin bir yılı, 30’ar günlük 12 ay ve beş ilave günden (Yılbaşını kutlamak için) oluşmakta, buna ise dört yılda bir gün daha eklenmekteydi. Bu yüzden, diğer bayramlar gibi Navasard’ın 1’i de hareketli bayramlara dönüşerek, 1460 yılda bir tekrarlanmaktaydı. Bu ise güneşin, yıldız sisteminde bir bütün dolaşımına eşittir. “Ermeni dönemi” veya güneşin yıldız sistemindeki bir bütün dolaşımının 1460 yılda bir gerçekleştiği konusundaki bu astronomik ölçümler ile Hayk ve Bel’in savaşından 428 yılına kadar iki dolaşım gerçekleşmiş olduğunu hesaba katarak, bu belirleyici savaşın hangi yılda vuku bulduğunu hesaplamıştır. 1460-M.Ö.428=M.Ö.1032+1460=M.Ö.2492 veya 1460×2-428=M.Ö.2492. Alişan’a göre, Bel’in yenilmesi ve ölüm tarihi, Yunanlı tarihçilerden Afrikanos ve Evsebios tarafından da M.Ö.2492 olarak kabul edilmektedir[12].

Günümüzde dolaşımda olan bir diğer görüş de, Hayk ve Bel’in savaşının tarihini tekrar takvim hesaplamalarıyla bulmaya çalışmaktadır. Lakin bu görüşün taraftarları, bu halk hikâyesinin temelinde, Asur ve Van krallıkları arasında süren uzun rekabetin yankılarının bulunduğunu düşünmekte ve böylece olayları kronolojik olarak bambaşka bir ortama yerleştirmektedir[13]. Babken Harutyunyan, bu tezi geliştirerek, takvim hesaplamaları içim temel teşkil etmiş olan 428 tarihinden, Hayk ve Bel’in savaşına kadar iki değil, bir güneş dönemi var olduğunu ve bu açıdan bu tarihi olayın M.Ö. 1032 yılında gerçekleşmiş olduğunu ileri sürmektedir. Kendisini bir güneş dönemi fikrine iten, Hayk sülalesinden Aram’ın gerçek bir figür olarak, Van Krallığı’nın kralı Arame olması tezidir. Bu durumda, Hayk’tan Aram’a kadar bin beş yüz yıl yerine, birkaç asır geçmiş olabileceğini tahmin etmek tabiidir[14].

Bu sorunları aydınlatmak amacıyla yazılı ve arkeolojik kaynakları inceleyelim.

Yazılı kaynaklar

MEVZİ: “…Aramanyak ise halkını alıp, kuzeydoğuya göç ederek, yüksek dağlarla çevrili ve ortasından bir nehrin çağlayarak aktığı derin bir ovaya iner. Ova doğuya yönelmiş gibiydi ve uzunlamasına güneşe doğru uzanmaktaydı, dağların eteklerinden ise sayısız kaynaklar fışkırıyor, bu sular birleşip, nehirler oluşturarak dağların sınırları ve ovanın kıyaları boyunca, delikanlıların, genç kızların etrafında dolandığı gibi nazlı bir şekilde akmaktaydı. Güneydeki güneş doyumlu dağ, beyaz doruğuyla doğruca yerden biterek, içimizden birinin belirtmiş olduğu gibi, üç günlük yol tutan çevresiyle, yukarıya doğru gitgide sivrilmekteydi. Gerçekten de, genç dağlar arasında bulunan yaşlı bir dağdı. Aramanyak, bu derin vadiye yerleşti ve ovanın kuzey kısmı ile dağın o yüzündeki eteklerini mamur etti ve dağı kendi ismine uygun olarak Aragads, yerleşimi ise Aragads’ın eteği anlamında Votn Aragadso adlandırdı”[15].

Bu tanımlamadan, Aramanyak’ın yerleştiği mıntıkanın, Ararat Ovası’nın kuzeyinde, Ararat’ın karşısında bulunan Aragads Dağı’nın güney alçaltılarında, Araks Nehri’nin (Aras) sol kıyısında bulunduğu belli olmaktadır. Araks ismi geçmemesine rağmen, coğrafi konumun analizi ve nehrin çağlayarak (Khorenatsi) ve taşkın bir şekilde (Sebeos) betimlenilmesi ve nehrin dağların arasında bulunan ovadan geçtiği göz önüne alındığında, bölgedeki en büyük nehri olan Araks’tan bahsedildiği belli olmaktadır. Sebeos’un anlattığına istinaden, güneyden kuzeye yönelen Aramanyak, nehri geçer. “Aramanyak akabinde daha kuzeye gitti ve yüksek dağların arasında bulunan, ortasından çağlayan bir nehrin aktığı bir vadide konakladı. Armenak, nehri geçerek karşı tarafta yerleşti, bu dağlık ve kayalık bölgeyi, mirastan kendisine düşen pay olarak mamur etti”[16].

Güneyden gelen Aramanyak, nehri (Araks) geçerek, günümüze kadar sayısız volkanik kayalıkların görüldüğü Aragads Dağı eteklerine ulaşır.

Tarih babası (Khorenatsi, Ermenilerin “tarih babası” olarak anılmaktadır-çev. notu) dağların eteklerinden doğarak sessiz sedasız ovadan akan nehirleri belirtmektedir. Bu bölgede Kasakh, Şağvert ve Amberd nehirleri bulunmaktadır. Amberd ve Kasakh’ın kaynakları, Aragads’ın güney eteklerinden hayli uzakta olup, çağlayan sularıyla tanınmıştır. Buna karşın Şağvert Nehri, Ğazaravan ve Persi (günümüzde Bazmağbür) köyleri yakınlarında bulunan dağın eteklerinden kaynayan tatlı su pınarlarından beslenmekte olup, nazlı bir akışla Oşakan platosuna varana kadar “dağlık ve kayalık” bir platodan geçmektedir.

Coğrafi konumun bu somut tanımlamasıyla, Hayk sülalesinin ilk nesli temsilcisinin buraya yerleşmiş olduğu takdirde, bu kişinin faaliyetlerinin izlerinin de korunmuş olması gerektiğini varsaymalıyız. Gerçekten de, Şağvert Nehri’nin sol kıyısındaki kayalık platoda Yukarı Naver ile Aşağı Naver olarak anılan geniş gömüt alanları, bunun biraz kuzeyinde ise tahkimatlı Bazmağbür, Nazırvan ve Persi yerleşimleri yayılmaktadır. Diğer bir kalenin kalıntıları ise Şağvert Nehri’nin kıyısında görülmektedir. Belirtilen mezarlık alanlarında, basit insanlara ait yüzlerce mezar arasında lider-krallar ve atalara ait devasa mezar höyükleri, boyutları haricinde, kral definlerine has kurbanlar ve zengin mezar armağanlarıyla da göze çarpmaktadır[17]. Böylelikle, yazılı kaynakların mevkile ilgili, bu durumda Hayk ve Bel’in savaşını takip eden olaylar bağlamında belirttiklerinin, tarihi-coğrafi ortamla benzeştiği ve tarihçilerin belirttiğine göre Aramanyak’ın yerleştiği bölgede yoğunlaşmış olan ata veya lider-kral mezarlarıyla uyuştuğu kanıtlanmaktadır.
TARİH: Bu olayların analiz edilmesi için en önemli olgulardan biri, tarihin tespit edilmesidir. Yukarıda belirtmiş olduğumuz gibi, kesin zamanbilim hesaplamaları, Hayk ve Bel’in savaşının tahmini tarihini M.Ö. 2492 (iki güneş periyotu durumunda) veya M.Ö. 1032 (bir güneş periyotu durumunda) olarak göstermektedir. Bu iki görüşten birinin doğru olması ve epopenin gerçek olması, büyük oranda, Yukarı Naver ile Aşağı Naver’deki ataların, lider-kralların mezarlarının tarihi, gömülme törenleri ve mezarlarda bulunan eşyaların tarih-bilimsel rekonstrüksiyonuna bağlıdır. Baştan belirtmek gerekir ki, bu devasa mezar alanında, M.Ö. XI.-IX. yüzyıldan, yani erken demir çağından kalan mezarlar kanıtlanmamıştır. Sonuç olarak, arkeolojik kazılar bağlamında, bir periyotluk fikri dayanak bulmamaktadır. Buna karşın, karşılaştırmalı tarih ve radyo karbon yöntemi verileriyle, bu bölgede M.Ö. XXII.-XV. yüzyıllara ait 15’in üzerinde mezar bulunmuştur. M.Ö. XXIII.-XV. yüzyıl dönemi, iki güneş periyotu kabul edildiğinde, Hayk sülalesinden gelenlerin buraya yerleşerek, vefatlarından sonra da kutsallaştırılan bu bölgede gömülmüş olmalarıyla uygundur. Böylelikle, karşılaştırmalı tarih analizi açısından Aşağı Naver’de bulunan 4 No.lu mezar, Beden-Alazani erken mezar höyükleriyle zamandaş olup, M.Ö. XXV.-XXIII. yüzyıllarla tarihlendirilmektedir[18]. Aşağı Naver mezar alanının 1, 2, 3, 5, 7 ve 9 No.lu mezarlarından bulunan odun kömürünün, Almanya ve ABD’nde gerçekleştirilen radyo karbon metoduyla incelenmesi sonucunda, mezarların M.Ö. III. binyılın ikinci ve II. binyılın birinci yarısına, daha doğrusu M.Ö. XXIII.-XVIII. yüzyıllarına ait olduğu tespit edilmiştir[19]. Bu mezarların sadece 1-1,5 Km kuzeydoğusundan bulunan Yukarı Naver mezar alanının “Kral Vadisinde” 2011-2012 yıllarında gerçekleştirilen kazılar neticesinde ortaya çıkartılan üç büyük mezar höyüğünden en büyüğünün kazısı sonucunda, krallara ait beş altın varak kaplanmış portrelerin bulunmuş olduğu dikkate şayandır .

Bu portrelerde en küçük ayrıntılar belirtilmiş olup, eski Doğu’nun klasik stiliyle hazırlanmıştır. Profilden hazırlanan bu resimler, ortadan yanlara doğru taranmış ve şakaklardan asılı örgülerle nihayet bulan dalgalı saçlı, büyük, badem gözlü, düzgün burunlu, kalın dudaklı, sık ve dalgalı taranmış sakallı, egemen yüz hatlarına sahip erkekleri temsil etmektedir. Stil açısından benzerliklere rağmen, portrelerden her biri bireysel olup, büyük bir ihtimalle tarihi gerçek kişileri konu alan kendine has özelliklere sahiptir. İçlerinden büyüğünün kenarları, hayat ağacının iki yanında oturan yabani koçların tekrarlanan kabartmalarıyla çevrelenmiştir. Hem tematik, hem de stil özelliklerine göre bu resim kabartmalarının tek benzerleri günümüze kadar sadece eski İran’daki, Elam’ın orta krallık dönemine ait buluntulardır[20]. Ermenistan ve Elam’daki buluntuların ortak özellikleri, kabartma resimlerin hazırlanmasındaki genel prensipler haricinde, koçların ve hayat ağacının ortak resimleriyle de belirgindir. Yukarı Naver’deki buluntular, ön Asya arkeolojisi kapsamında, el sürülmemiş mezarda, in situ şekliyle günümüze kadar kanıtlanmış tek örnektir. Ön Asya’nın en eski rölyefleriyle yapılan bir karşılaştırma, kral tacının, bu gösterişli resim kabartmalarıyla süslenmiş olması gerektiği kanısını uyandırmaktadır. Mezarın devasa çapları, anıtsallığı, savaş arabası, şahsi mühür, Güney Mezopotamya, Babil, Suriye, Çin gibi ülkelerden ithal edilmiş eşyalar ve özellikle tacın ayrıntıları, burada, İndogerman törenlere has yakılan bir kral cenazesinin defnedildiği konusunda şüphe bırakmamaktadır.

Sonuç olarak, kazılarımız sayesinde araştırılan mezarların, Hayk’ın büyük oğlu Aramanyak ve haleflerinin topraklarında bulunmasının haricinde, erken Hayk sülalesi dönemine ait olduğunu söylemek mümkündür.

Şimdi de, mezarlarda bulunan silah çeşitlerinin, yazılı kaynaklarda belirtilen verilere uyup uymadığı konusunu ele alalım.
SİLAHLAR: Movses Khorenatsi’nin belirttiğine göre Bel’in iki ağzı keskin kılıcı “solunda, iki ağzı keskin kılıç”, mızrağı “sağ elinde, devasa mızrağı”, demir miğferi, sırtında ve göğsünde bakır levhaları ve sol yanında bir kalkanı vardı. Aynı bölümde, Ermeni yiğitler usta okçular ve dürtü kılıcı kullananlar olarak betimlenmektedir, “onlar yay ve dürtü kılıcı kullanmada ustaydı”. Burada iki ağzı keskin kılıç ile dürtü kılıcı, ok ile yay ve mızrak bariz bir şekilde anılmaktadır. Belirtilen tüm silah çeşitlerinin, Aşağı Naver’de bulunan lider-kral, ata mezarlarından bulunmuş olduğunu belirtelim. Şahane işlenmiş obsidyen ok uçları, bronz dürtü kılıcı ve mızraklar ile iki ağzı keskin kılıç. Bu kayıtlara bakarak, iki ağzı keskin kılıcın ve dürtü kılıcının iki farklı silah olarak kabul edilmiş olduğu sonucunu çıkartabiliriz. Ön buluntular sonucunda, özgün bir silah olan dürtü kılıcı, bilim çevrelerinde Mikene tipi kılıç olarak tanınmıştır. İlk tahminlere göre bu silahın anavatanı Yunanistan olup, oradan Ermenistan’a ulaşmış olduğu tahmin edilmekteydi[21]. Lakin son yılların araştırmaları, bu silah çeşidinin anavatanının Ermenistan ve Güney Kafkasya olup, buradan Mikene’ye ihraç edilerek, Mikene krallarının M.Ö. XVI. yüzyıla ait mezarlarında bulunduğunu kanıtlamaktadır.

OK UÇLARI: Aşağı ve Yukarı Naver haricinde, Ermenistan’ın, orta bronz çağına ait diğer mezarlarında bulunan çok sayıda ok ucu, bu silah çeşidinin M.Ö. III.-II. binyıllarda hayli yaygın olduğunu kanıtlamaktadır. Ari ırklarının inancında, Kşatrialar’ın müthiş güçteki silahlara sahip olduklarından, bunların arasında ise en çok okların kullanımından bahsedilmektedir. Lakin bunlar basit oklar değildir. Kşatrialar, Brahmanlardan mantralar, özel dualar almakta, bu sayede de okları tabiatüstü güç elde etmekteydi. Kşatria, tek bir okla, bütün bir orduyu yok edebilmekteydi[22]. Hayk’ın, Bel’in devasa ordusuna karşı yürütmüş olduğu savaşı tek bir ok atışıyla nihayetlendirmesi ve imparator diktatörle birlikte ordusunu da yok etmiş olması, tesadüfü bir rastlantı olabilir mi? Bu anlatı, belirtilen Ari fikri temelinde örülmüş bir hikâye olabilir mi?
Yukarı Naver’in IB mezar höyüğünden kırmızı çakmaktaşı ile şeffaf ve duman rengi obsidyenden hazırlanmış olan, 0,5-0,7 gram ağırlığında 62 ok ucu[23] bulunmuştur (resim 3). Bu ok uçları hayret edilecek derecede sivri, ölçüleri son derece uyumlu, büyük ustalıkla hazırlanmış olup, savaş arabasına bağlı sadaklarda bulunmaktaydı. Ağırlıklarına bakarak, yakındaki bir çatışma için hazırlanmış olduklarını tahmin edebiliriz. Savaş arabasında bulunan yiğidin, düşman saflarına dalıp, oklarını dolu gibi yağdırarak, rakip tarafa önemli ölçüde zayiat vermiş olup, yarattığı panikle savaşın gidişatına yön verdiği düşünülebilir. Hayk’ın da sokularak, yakın mesafeden Bel’i vurmuş olması dikkat çekicidir. Yukarı Naver’in aynı Büyük Mezar Höyüğü’nün altındaki IA mezarından bulunan bir kupanın üzerinde, enine üç sıra halinde oklar işlenmiştir (resim 3). Bu ender bulunan kap da, antik Ermenistan’da oklara yönelik özel ilgiyi kanıtlamaktadır.

DEMİR SİLAHLAR: Bel, demir miğfer taşımaktaydı “ve demirden miğfere sahipti”. Arkeolojik verilere istinaden, demirin kullanılmasına M.Ö. XII. yüzyılda başlanılmış olmasından dolayı, bu kayıt, ilk bakışta, Hayk ve Bel’in savaşını M.Ö. XXV. yüzyılla tarihlendirmekle çelişir gibi gözükmektedir. Lakin son arkeolojik bulgular, demirin M.Ö. III. binyılın ikinci yarısından itibaren kullanılmış olduğunu kanıtlamaktadır. Örneğin, M.Ö. II binyılın II. yarısıyla tarihlendirilen, Dorak ve Alaca Höyük mezarlarından demir kamalar bulunmuştur. M.Ö. XXIII.-XXII. yüzyıllara ait Aşağı Naver’in 1 No.lu mezarında demir dizginler, Yukarı Naver’in M.Ö. XVI.-XV. yüzyıla ait IB kral mezarında orak şeklinde bir silah vs. bulunmuştur.

Ermenistan’ın geç bronz çağına ait diğer mezarlarında da demir silahlar ve aletler ortaya çıkarılmıştır. Burada sunulan kanıtlar demirin, M.Ö. III. binyılın ikinci yarısı ile II. binyılın ilk yarısında geniş yaygınlığa sahip olmamakla birlikte, bilindiği, altından dahi pahalı kabul edildiği ve sadece güçlü kralların ve elitlerin demir silahlara sahip olabildiğini göstermektedir.
SÜVARİLER: Kanımızca, Hayk ve Bel’in savaşının üzerinden bir değil, iki güneş periyodunun geçmiş olduğu, Movses Khorenatsi’nin “Ermenilerin Tarihi” çalışmasının aşağıda belirteceğimiz bölümüyle uyuşmaktadır. Khorenatsi, Bel’in Ermenistan’a gerçekleştirdiği akını betimleyerek “bu durumda Titanların sülalesinden Bel ordu toplar ve ona karşı büyük bir piyade ordusuyla…”,- diye belirtmektedir. Tarih babası, verilerinin önemini hisseder gibi, ordunun piyade olduğunu özellikle belirtmektedir. İmparator Bel de piyade olmuştur. Khorenatsi’nin yazdıklarından, Bel’in ordusunun süvarilere sahip olmadığı sonucuna varmaktayız. Bu durum, belirtilen olayların döneminde atların Mezopotamya’da henüz ehlileştirilmemiş veya en azından askeri niyetlerle kullanılmamakta olduğu sonucunu çıkartabiliriz. Savaşan taraflardan hiçbiri savaş arabaları ve süvarilere sahip olmamıştır. Hâlbuki bir güneş periyoduna denk düşen M.Ö. 1032 yılında, savaş arabaları ve süvariler Eski Doğu’da geniş çapta yaygın olup, tüm önemli askeri operasyonlar onların katılımıyla yerine getirilmekte, krallar ise, M.Ö. II. binyıl ortalarına ait elit tabaka mezarlarından bulunan savaş arabaları ve bronz gemlerin kanıtladığı gibi, savaş arabalarıyla savaş alanına gitmekteydi. Sebeos’un tarihinde, zaferden sonra ele geçirilmiş olan ganimetlerin arasında atlardan bahsedilmesi, kanımızca, ya sonradan eklenmiş, ya da ikmal birliklerinde, atların diğer hayvanlarla birlikte nakliye hayvanı olarak kullanılmış olduğunu göstermektedir.
MEZAR HÖYÜKLERİ: “Hayk, Bel’in cesur savaşçılarıyla birlikte düştüğü tepeyi Gerezmank (mezarlar-çev. notu) olarak adlandırır, bu yer hâlâ Gerezmanak olarak anılmaktadır. Bel’in cesedinin ise, ilaçlarla mumyalanıp Hark’a götürülerek, kadınları ve çocukları tarafından görülebilecek yüksek bir yerde gömülmesini emreder”. Bu bölümden anlaşılacağı üzere, Yukarı ve Aşağı Naver mezar alanlarında olduğu gibi, Hayk döneminde de gömüt yerlerinin “gerezmanner” (mezarlıklar-çev. notu) olarak adlandırılmasının yaygın olduğu anlaşılmaktadır[24]. Bu başlıktan, Hayk’ın yaşadığı dönemde ölülerin işlemden geçirilerek, göze çarpan yerlerde gömülmesi alışkanlığının var olduğu belli olmaktadır.

YİĞİTLERİN SAYISI: Eski dünyada yaygın sembolik bir sayı vardır ve liderler veya kahramanların önderlik ettiği üç yüz yiğit, sayıca üstün düşman ordularını yener. Bunlardan en eskisi, Hayk ve Bel savaşının betimlenilmesinde belirtilen ve Hayk’ın, üç yüz kişiden oluşan sülalesiyle, cihangir Bel’e karşı ayaklanması örneğidir, “Hayk, ona itaat etmek istemediğinden dolayı, oğlu Aramanyak’ın Babil’de doğmasından sonra, güçlü insanlar olan ve hizmetkârlarıyla birlikte üç yüz kişi tutan oğulları, kızları ve oğullarının oğulları ile kuzeyde bulunan Ararad ülkesine göç eder”. 

Asur-Babil çivi yazıtının bize sunduğu kaynakları temel alan[26] H.A. Martirosyan, “Kuzey Mezopotamya, Van ve Kaputan (Urmia) gölleri çevresinde yaşayan Hurri-Urartu klan önderleri ile “kraliyet haneleri” (aileleri-H.S.) üyelerinin sayısı 120-260’a ulaşmaktaydı”,- demektedir. Khorenatsi, bu veriyle, bir babadan doğan yakın akrabaların üç-dört neslini, eşleri, çocukları, hatta bazen yabancı kişilerle birlikte, büyük bir ataerkil aile cemaatinin sayısını sunmaktadır. 

“Bu durumda, akıllı ve temkinli, dalgalı saçlı, parlayan gözlü yiğit, hepsi de cesur ve okçu, fakat sayıca çok az olan oğulları ve torunları ile (belirtilene göre üç yüz kişi-H.S.) elinin altında bulunan diğer insanları aceleyle toplar”.
İbrahim, milletlerin kralı Targağ’ı ve müttefiklerini 318 kişiyle yenilgiye uğratır “İbrahim, kuzeni Ğovt’un esir alındığını öğrendiğinde, üç yüz on sekiz “ındodsinlerini” (aile içinde doğan hizmetkârların çocukları “ındodsin”-içdoğan olarak anılıp, ailenin bir ferdi olarak kabul edilmekteydi-çev. notu) topladı, kendisi ve hizmetkârları gece vakti onlara saldırdı ve Şam’ın sol tarafında bulunan Kobağ’a kadar sürdü”[29].

Gedeon da Mediamalıların sayısız ordusunu üç yüz kişiyle yener “Suyu içen üç yüz kişiyle sizi kurtaracak ve Mediamalıları senin eline teslim edeceğim, tüm bu halk ise, herkes kendi yerine gitsin”[30].

Bu anlatılanlarda, galip tarafın insanlarının sayısı, gerçek olmaktan uzaktır. Eski Doğu metinlerine istinaden, M.Ö. III. binyıllardan itibaren, binlerce profesyonel askerlerden oluşan ve krala hizmet eden sürekli ordu birlikleri oluşturulmuştu. Cihangir Bel’in on binlerce sayılan ordusuna 300 askerle karşı koymak, en azından maceraperestlik olarak telakki edilebilir. Bu muharebede, düşmanın birkaç kez üstün kuvvetlerine karşı daha küçük bir askeri güçle karşı koyma olgusu kesin olmakla birlikte, benzer kıyas kaldırmayan yaklaşım, daha sonraki dönemlerin kahramanlaştırma yaklaşımının neticesidir.
HARP SANATI: Düşman kralının öldürülerek, savaşın sonucunun tayin edildiği veriler, tarih biliminde sık görülmektedir. Bu olaylardan hayli sonra meydana gelen Gavgamela Savaşı’nda Dareh’in korkarak kaçması ve bunun sonucunda oluşan panik ortamı nedeniyle, üstün İran kuvvetlerinin yenilmiş olduğunu hatırlayabiliriz. Ermenilerin atası da, Bel’i öldürmeyi planlayarak, tam da buna niyetlenmiştir.

Ermeni birliğinin saldırı formasyonu son derece dikkat çekici olup, “üçgen” düzeni kullanılmasının en eski kaydını teşkil etmektedir “Ve Titanlar soyundan geleni, iyi silahlanmış, sağında ve solunda bulunan seçkin askerlerle birlikte gören Hayk, ok ve kılıç kullanmakta usta olan Aramanyak’ı, iki kardeşleriyle birlikte sağına, Kadmos’u diğer iki oğluyla birlikte soluna yerleştirdi. Kendisi en önde durdu ve kalanları üçgen biçiminde kendi arkasına yerleştirdi ve sakin bir şekilde ilerledi”[31].

Üçgen şeklinde dizili Ermeni birliğinin sakin ilerleyişinin, ilk bakışta önemsiz gibi duran tanımlaması da, bu düzeni kanıtlamaktadır. Hâlbuki hızlı yürüyüş veya koşu durumunda, birliğin kati üçgen yapısı bozularak, saldırı gücünü kaybedeceği aşikârdır.
Anında ve doğru karar verme ile zamanında işleme sokma becerisi, Hayk’ın zaferini garantiler. Gerçekten de, anlatıda her şey son derece gerçek olarak takdim edilmektedir. Başlangıçta Hayk, Hoşap muharebesinden önceki çatışmalardan birinde başarısızlığa uğrayarak, esir düşmemek için ricat eder “Hayk, kral Bel’e karşı savaştı, fakat iyi silahlı devasa insan kalabalığına karşı koyamadı. Hayk, orada Bel’e karşı savaştı, Bel, onu yakalamak, eline geçirmek istedi. Hayk elinden kurtuldu ve kaçtı. Bel, ordusuyla birlikte inatla onu takip etti”[32].

Efsanelerde kahramanlar sadece komplo, aldatma veya ihanet durumunda başarısız olur. Açık çatışmada başarısız olma ve düşmandan kaçma yaklaşımı, kahramanlık efsanelerine uygun değildir. Bu durum sadece gerçek anlatımlara uygundur. Nihai savaş da aynı şekilde gerçekçi bir şekilde tasvir edilmektedir. Bir önceki galibiyetinden şevk alan düşman, sayı üstünlüğüne güvenerek vahim bir hata yapar. Bel, dikkatsiz bir şekilde asıl ordudan ayrılarak, seçkin, fakat küçük sayıda bir birlikle saldırıya geçer. Kralın, düşmanı şahsen yenip, cesaret ve güç sergileyerek, tüm alanlarda olduğu gibi, savaşta da benzersiz olduğunu ispat etmesi yaklaşımı, eski Doğu’da yaygın normlardandı. Eski Doğu’nun sayısız kaynaklarından, en iyi savaşçı olarak kabul edilen kralın, sayısız düşman askerini yenerek, savaşın sonucunu tek başına tayin etmesini görmekteyiz. Askeri devasa üstünlük şartlarının var olduğu bu durumda, savaşın sonucu da çoktan tayin edilmiş gibi olup, Ermenilerin dehşet içinde kaçacağını düşünen Mezopotamya’nın lideri, zafer takısını şahsen elde ederek, uyrukları arasında otoritesini arttırmak arzusundaydı. Bel’in, asıl güçlerin yetişmesini beklemeden savaşa başlaması ve ikinci vahim hata olarak, tahkim edilmiş tepeden inmek şeklindeki dikkatsiz yaklaşımını bu şekilde açıklamak mümkündür. Lakin beklediğinin aksine, Ermenilerin küçük birliği paniğe kapılıp, kaçmak bir yana, saldırıya geçer. Yakın dövüşün ürkütücü görüntüsünden dehşete düşen Bel, geri çekilerek, asıl güçlerin ulaşmasından sonra saldırıya geçmek niyetiyle tepede mevzilenmeye çalışır. Ermenilerin zeki atası bu anı fark ederek, elden kaçırıldığı takdirde yenilginin kaçınılmaz olacağı bilinciyle, savaşı kazanma konusundaki tek fırsatını değerlendirir. Cesaretle ileri atılır ve geri çekilen düşman kralını okuyla vurur. Ve böylece savaşın sonucu belli olur.

Savaş esnasında taraflardan birinin kralı veya ordu komutanının ölümü sonucunda çıkan panik ve yenilgilerle ilgili, eski dönemlerden kalma çok sayıda veri bulunmaktadır. Kısaca, savaşan taraflardan birinin kralının ölümü, o dönemde, tüm askeri faaliyetlerin sonu ve nihai yenilgi olarak kabul edilmekteydi. Ordu, kralın emriyle, kral için savaşmaktaydı. Başsız ordu ya kaçar, ya da galip tarafa itaat ederdi. Ermenilerin cesur atası, bunun bilincinde olarak, tek bir ok atışıyla savaşın sonucuna hükmeder. Betimlenen olaylar, tarihsel oldukları konusunda şüphe duyma veya tartışma imkânı vermeye mahal vermeyecek kadar gerçekçi olup, destansı olmaktan uzaktır.

Sonuç:

Hayk ve Bel’in destanı efsane olmayıp, bir halk hikâyesi veya eski gerçek anlatımdır.

Hayk’ın nesillerinin Aragadsotn Bölgesi’ne yerleşimi, arkeolojik araştırmalar ve sahra incelemeleri sonucunda kanıtlanmıştır.

Yukarı Naver ve Aşağı Naver mezar alanlarında açılan büyük mezarlar, lider-krallara ait olup, kronolojik açıdan Hayk’tan hemen sonraki dönemle, bölge olarak da Hayk sülalesinden Aramanyak’ın yerleştiği mevkiyle uyuşmaktadır.

Yukarı Naver mezar alanının, “Kral Vadisinde” bulunan en büyük mezarın kazılarının bize sunduğu, altın varak kaplanmış kabartma beş kral resmi, stil açısından eski İran’ın Elam şehrinden bulunan kahraman-kralların maskelerine son derece benzemektedir[33].

Kralın cesedinin yakılmış olması, insan ve hayvanların (atlar da dâhil olmak üzere) kurban edilmesi, Akat, Babil, Nemrut Dağı ve Çin’den ithal edilen eşyaların, akik, grena, gümüş, çok renkli camdan hazırlanan süs eşyaları, at suretli bir akik mühür, demirden silah, çakmaktaşından ve obsidyenden hazırlanmış 60’ın üstünde ok ucu, gündelik ve törensel gösterişli kazanlar, iki atlı bir savaş arabasının bronz parçaları, arabayı süsleyen yüzlerce çivi, bir kuş heykeli, 2 gem, 2 dizgin halkasının varlığı, bu mezarların krala ait olduğunu göstermektedir. Bu ise, bronz çağı Ermenistan’ında bir krallığın var olduğunu kanıtlamaktadır.

[1] Movses Khorenatsi, 1991, “Ermenilerin Tarihi”, Ermenistan SSC Bilimler Akademisi (BA) yay., Yerevan, X. ve XI bölüm; Episkopos Sebios’un Tarihi, 1990, Antilias-Lübnan, I. bölüm.

[2]Harutyunyan Babken, 2012. Hayk ve Bel’in tarihi, Ermeni halkının şekillenmesi, İ>Y ses değişimi ve birkaç farklı konularla ilgili. “Haykazunlar, Efsane ve Tarih” uluslar arası bilimsel konferansın sunumlarının temel unsurları. Yerevan, s.22.

[3] Ermeni Halkının Tarihi, Eskiçağ toplumsal ve kölelik düzeni döneminde Ermenistan, I. cilt, 1971. Ermenistan SSC BA yay. Yerevan, s.479.

[4]Mifıy narodov mira, tom 2, 1988, Levinton G. A. Legendıy i mifıy. Entsiklopediya. Moskva, s.45; Vikipedia, 1, s.21-22.

[5]Vikipedia, 1, s.21-22.

[6]A.g.e., s.21.

[7]Mifıy narodov mira, tom 2, 1988, s.45-46.

[8]Mifıy narodov mira, tom 2, 1988, Levinton G. A. Legendıy i mifıy. Entsiklopediya. Moskva, s.45, s.332-333.

[9]Mifıy narodov mira, tom 1, 1987, Toporov V. N. İstoriya i mifıy, Entsiklopediya. Moskva, s.573.

[10] B.N. Arakelyan, 1941, Hayk-Orion, “Belleten” SSCB BA Ermenistan şubesi, Yerevan, sayı 8, s.29-30.

[11] A. Simonyan, 2010, Derevneariiskie traditsii v pogrebalnom rituale Armenii epokhi bronzovogo beka // B kh.: Na puti otkrıtia Tsivilizatsii. Cbornik statei k 80-letiyu B. İ. Sarinidi, Trudıy Margianskoi apkheologiçeskoi ekspeditsii, Sankt-Peterburg, s.621-638.

[12]Ğevond M. Alişan’dan, 1921, Hayk dönemi takvimi ve eski Ermenilerin takvimi. Ermeni vatanının umutları: II. Baskı, St. Ğazar, Venedik, s.72-97.

[13] Ermeni Halkı Tarihi, I. cilt, 1971. Eskiçağ toplumsal ve kölelik düzeni döneminde Ermenistan. Yerevan, s.480; Sovyet Ermenistan Ansiklopedisi, VI. cilt, 1980, s.166.

[14]Ermeni Halkı Tarihi, I. cilt, 1971, s.480, Harutyunyan B. 2005. Torkom’un ülkesi ve Haykyanlar, “İncil Ermenistan’ı”, Yerevan, s.128-145. Sayın bilim adamı, diğer çalışmasında “Ermeni halkının şekillenmesinde, Hayk’ın torunu Aramayis tarafından M.Ö. 1032 tarihinde Armavir şehrinin kurulması ve Ermeni devletinin oluşturulması büyük rol oynamıştır”,- demektedir, bk. B. Harutyunyan, 2012, s.22. Armavir’in kuruluşunu, aynı takvim hesaplarıyla M.Ö. 1032 yılıyla tarihlendirmiş olduğunu düşünebiliriz. Aynı 1032 yılında, bir taraftan Hayk ve Bel’in savaşı, diğer taraftan da Armavir’in kuruluşu olarak kabul etmenin ise çelişkili olduğunu belirtmek isteriz, çünkü Movses Khorenatsi’ye göre “Aramanyak, uzun yıllar yaşadıktan sonra Aramayis adında bir oğlu oldu ve daha hayli uzun yaşadıktan sonra öldü. Oğlu Aramayis, nehir kenarında bulunan bir tepeye evini kurdu ve burayı kendi adıyla Armavir olarak adlandırdı”, XII. bölüm. Aramayis’in, ancak yönetime geçtikten sonra kendi adıyla bir şehir kurabilmiş olacağından dolayı, Hayk ve Bel’in savaşından, Armavir şehrinin kuruluşuna kadar on yıllar, en azından 30-40 yıl geçmiş olmalıdır, çünkü savaştan sonra Hayk’ın “uzun yıllar yaşadı” ve Aramanyak’ın “Aramayis adında bir oğlu oldu ve daha hayli uzun yaşadıktan sonra öldü” uzun yıllar yaşamış olduğunu görüyoruz.

[15] Movses Khorenatsi, 1991, s.38-39.

[16]Episkopos Sebios’un Tarihi, 1990, I. bölüm, s.78.

[17]Simonyan A.E., 2004, “Tsarskoe” pogrebenie epokhi srednei bronzıy iz mogilnika Nerkin Naver // Arkheologiya, etnologiya i folkloristika Kavkaza, Tbilisi, s.126-127. Simonyan Hakob, 2010, Aşağı Naver’in 4 No.lu mezarı, “Huşardzan” (Anıt) yıllık, VI. cilt, Yerevan, s.7-20. Simonyan A., 2010, Drevneariiskie…, s.621-638. Simonyan A., 2011, Tsarskie kurganıy epokhi srednei bronzıy v Armenii (XXV.-XX. do n. e.) // Arkheologiya, etnologiya i folkloristika Kavkaza, Tbilisi, s.218-226.

[18]Simonyan Hakob, 2010, Aşağı Naver’in 4 No.lu mezarı, “Huşardzan” (Anıt) yıllık, VI. cilt, Yerevan, s.7-20.

[19]Simonyan A. 2010. Drevneariiskie traditsii …, s.621-622.

[20] Simonyan A. E., 2012, Armeniya i Elam v XV v. do R.Kh. Armavia, Ofitsialnıi bortovoi jurnal. Arkheologıçeskie sensatsii Armenii, Erevan, N4, 2010, s.82-84, 86-87.

[21] Martirosyan A., 1964, Armeniya v epokhu bronzıy i rannego jeleza. Yerevan, s.70-71.

[22] Arçi Devi Dasi, 2005, “Ariler ve bizler”, Yerevan, s.309-310

[23] Kıyaslama için, ünlü “Kalaşnikov” otomatik tüfeğin normal şarjörünün sadece 30, makineli tüfek şarjörünün ise 45 mermi aldığını belirtelim.

[24]Simonyan H., 2011, NAV teriminin açıklaması hakkında, “Deniz kültürü, kültürler diyalogunda insanlık kültürüdür”. “Ayas” Deniz Araştırmaları Derneği’nin 25. yıldönümüne adanmış bilimsel konferans (14-16 Mayıs 2010) metinleri, Yerevan, s.109-112..

[25] Movses Khorenatsi, 1991, էջ 32.

[26] Bk. AVİİU, NN46, 49.

[27] Ermeni Halkının Tarihi, I. cilt, 1971. Eskiçağ toplumsal ve kölelik düzeni döneminde Ermenistan, Yerevan, s.227-228.

[28] Movses Khorenatsi, 1991, s.35.

[29] İncil, Doğuş, 14, Aziz Ecmiadsin, 1994, s.17.A.g.e., s.294.

[30] A.g.e., s.294.

[31] Movses Khorenatsi, 1991, s.36.

[32] Episkopos Sebios’un tarihi, 1990, s.77.

[33] Filozof Marabba Mıdsurnatsi’nin kitabından alıntı yapan Sebeos’un belirttiğine göre Mıdsbin kral sarayı önünde ortaya çıkarılan yazılı bir taşta, Ermeni ve Partlıların beş krallarının isimleri ve yönetim yılları kaydedilmişti, bk. Episkopos Sebios’un Tarihi, 1990, I. bölüm, s.75.

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    Sason'un en önemli kültür varlığı hangisi?

    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    KİM KİMDİR? Tümü
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    Ziyaretçi Defteri
    ARŞİV