banner27
21 Eylül 2017 Perşembe

Avrupa ve ABD'nin Çilekleri Sason'dan

Mereto Dağı Efsaneleri

Mereto dağı üzerine anlatılan efsaneler...

03 Mart 2017 Cuma 14:00
Mereto Dağı Efsaneleri

 Şubat ayının korkularını ve kötülüklerini üzerimizden atmaya hazırlanırken, bir taraftan da acaba soğuklar geri mi gelecek korkusu çöktü üzerimize. Baharın sıcaklarını anımsatan havalarla birlikte Gisken Pire gibi sıcağın tadını bir taraftan çıkarırken acaba soğuğun gazabına uğrar mıyız korkusu tedbiri elden bırakmamız gerektiğini hatırlatıyor bizlere. Efsanelerle yazı yazmaya hazır başlamışken, bu sefer de Sasonluların gazabından korktuğu Mereto dağının efsanelerine kulak verelim istedim.

Yazı ve derleme: Behcet Çiftçi

Mitolojide başı dumanlı ulu dağlar, tanrıların konakları olmuş hep. Her ne kadar günümüz anlatılarında böyle bir anlatıya ulaşmasak da geçmiş dönemlerin mitlerine baktığımızda Mereto’ya dair pek çok anlatının temelinde böyle bir kutsallığa atfın olduğunu görüyoruz.


 

Önce Mereto kelimesinin anlamıyla başlıyayım, sonra sözü efsanelere bırakayım. Mereto kelimesi Aramice aslında. Kürtler Mereto, Araplar Maratog, Ermeniler ise Marutha dermiş bölgenin en yüksek dağına. Kelimenin aslına en yakın olanı Marutha… Yani “dünyanın hakimi” anlamında… Birde kaynaklarda 5. Yüzyılda Silvan’da yaşamış Aziz Marutha veya Martyropolisli Marutha adı ile anılan Süryani bir keşiş var. Keşiş mi ismini dağdan almış, dağ mı keşişten pek bilinmez ama Mezopotamya mitolojisine merak saldığım dönemlerde dikkatimi çeken başka bir husus oldu bu isimle ilgili. Asurların güçlü olduğu dönemlerdeki en büyük tanrısı Marduk’tu. Tabi bu dönemlerde Asurlar, tanrılarına Marduk yerine Amarutu diyorlardı. Şimdi yüce tanrı Marduk’un konumuzla ilgisi ne olabilir diye sormakta haklısınız.

Marduk’un en büyük tanrı olduğu ve Amarutu olarak Asurlular tarafından adlandırıldığı bir dönemde Asur hanedanlığına mensup Şaraser ve Adramelek kardeşler, Sason dağlarına gelip yerleşmişler ve zamanla soyları çoğalarak büyük bir hanedanlığa sahip olmuşlar. Bu öykü hem Tevrat’ta hem de sözlü anlatılarda halen anlatılır. Marduk ve Mereto ilişkisine dair benim bir teorim var.  Mezopotamya’nın uçsuz bucaksız ovalarında piramit biçimli tapınaklarda yani zigguratlarda büyük tanrıları Amarutu’ya tapınan bu insanlar, dağlarla kaplı Sason bölgesinde ibadetlerini gerçekleştirebilecekleri ne bir tapınakları, ne de böyle bir imkânları mevcuttu. Bu nedenle pagan inanışa sahip bu dönemki Asurîlerin tapınak yerine piramitte benzeyen Mereto dağını kutsallık mertebesine çıkarttığını ve en büyük tanrıları olan Marduk’a atfen Amarutu dediklerini ve zamanla Amarutu’nun Marutha ve Mereto şekline dönüştüğünü düşünüyorum.

Sanasar ve Adramelek kardeşlere değinmişken kısaca Sason Araplarına da değinmek gerekir. Yazılı ve sözlü kaynaklar, Sason Araplarının bir kısmının Asurî kökenli olduğunu açıkça belirtir. Doğu bilimciler Sasonluların Şaraser’den, Garzan’dakilerin de Adramelek’ten çoğalarak iki handanlık kurduklarını anlatır: Sanasun ve Ardzen… Bu arada kafanızı biraz daha karıştırayım: Asurların tanrısı Marduk, Tevrat'ta Merodach olarak geçmekte. Merodach ile Mereto ismi ne kadar da benziyor birbirine. Bunun Mereto ismi ile ne alakası var? Şimdilik Sason’da Hoyt tarafına Romalılar tarafından bir kısım Yahudi’nin yerleştirildiğini söylemekle yetineyim.

Mereto üzerine daha yazabilecek çok şey var belki. Ama şimdi sözü efsanelere bırakalım. Mereto dağını kutsallık mertebesine oturtan en temel faktör belki de Nuh tufanı ile ilişkilendirilmesidir. Halk tarafından Mereto ve Nuh’un gemisiyle ilgili çok ilginç rivayetler anlatılır. Bunlardan ilki Sason Ermenileri tarafından anlatılan Nuh’un gemisinin dağa çarpmasıyla ilgili olanıdır.

”Büyük Tufan’da, Nuh’un gemisi Mereto Dağı’na çarparak delinir. Bunun üzerine Mereto‘da Nuh’a seslenerek yoluna devam etmesi gerektiğini ve Ararat Dağı’nın kendisinden daha yüksek olduğunu söyler. Çarpmanın etkisiyle gemide açılan deliği bir yılan kıvrılarak kapatır ve böylelikle Nuh’un gemisi Ararat Dağı’na ulaşır.”(1)

Yöredeki Müslümanlar tarafından anlatılan başka bir rivayet ise;

 “Nuh’un gemisi, Mereto Dağı yakınlarından geçerken dağ, Nuh’a ‘Meleto’ şeklinde seslenir. O zamanki dilde Meleto, ‘bana gel’ anlamındadır. Mereto’nun bu seslenişini, Nuh’un gemisi cevapsız bırakır ve yoluna devam ederek Cudi Dağı’na konur.”(2)

Mereto’nun gazabına uğrayan çoban ve keçilerinin efsanesi de şöyle anlatılır:

“Çok eski bir zamanda Sason’da geçimini hayvancılıkla sağlayan bir adam, keçilerini otlatmak için Mereto dağına götürmüş. O dönem bölgede ciddi bir kuraklık yaşanmış. Mereto’ya varmış ama bir su kaynağına denk gelmemiş ve susuzluğa dayanacak gücü kalmamış. Keçileri de susuzluktan telef olmak üzereymiş. Ellerini kaldırıp Allah’a dua etmiş: ‘Allah’ım ben ve keçilerim susuzluktan ölmek üzereyiz, ne olur su bulmamıza yardım et. Eğer su bulursam sana kırk tane hayvan kurban edeceğim’ demiş. Duadan hemen sonra adamın yanı başında su çıkmaya başlamış. Adam ve keçileri kana kana su içmişler, adam su içtikten sonra verdiği söz aklına gelmiş. Sevinci yarım kalmış. Ne yapacağını düşünmüş. Daha sonra ‘Ben Allah’a kırk tane keçi kurban edeceğim demedim ki, kırk tane hayvan kurban edeceğimi söyledim’ demiş. Hemen başından kırk tane bit çıkarıp öldürmüş. Böylece verdiği sözü yerine getirdiğini düşünmüş. Allah’ı kandırdığı için, Allah onu ve kırk tane keçisini taşa çevirmiş. Bu gün bile Mereto’nun zirvesine gidenlerin, taşa dönüşen adamı ve kırk tane keçisini gördükleri anlatılır.”(3)

 

Müslümanlarda olduğu gibi Sason Ermenilerince de Mereto’nun kutsallığı üzerine birçok efsane anlatılır:

“Halk arasında Maruta Parstır Asdvadzadzin kilisesinin gücüne inanılır. Orada yapılan duaların kabul olduğuna dair bir hikâye de vardır: Adamın biri, kilisede, ‘Ya Mereto, yeni yaptırdığım çarıklar seneye kadar eskimez, tekrar bu çarıklarla adak gününe kadar gelmek kısmet olursa sana boyumca mum adayacağım.’  diye dua etmiş. Evine döndüğünde hastalanmış, kilisenin adak gününe kadar yataktan çıkamamış. Adak gününün sabahı, bir sene boyunca eskitemediği çarıkları giyip, adamış olduğu mumla kiliseye gitmiş. Mumu yakarken ağlayarak ‘Ya Mereto, dileğim kabul oldu, çarıklarım hiç eskimedi ama keşke bu dileğimin gerçekleşmesi için hastalanmam gerekmeseydi.’ demiş.”(4)


 

Sason Ermenileri tarafından anlatılan efsanelerden biri de Kırk keşiş ile ilgili olanıdır:

“Mereto dağının zirvesinde Meryem Ana Kilisesi var. Eskiden keşişler bu kilisede yıl boyunca inzivaya çekilirlerdi. Geçmiş zamanların birinde yine kırk keşiş kiliseye inzivaya çekilmişler. Uzun bir süre keşişlerden haber alınamayınca köylüler, onları merak etmeye başlamış. Mereto’daki kiliseye gitmişler bakmışlar ki ne görsünler? Kırk keşiş de kilisenin içinde can vermişler. Köylülerin şaşkınlığı daha da artmış, çünkü ölmelerine bir anlam verememişler. Sonunda bir keşişin yazdığı bir not bulmuşlar. Notta şunlar yazılıydı: Biz ne açlıktan, ne de susuzluktan öldük. Kilisenin içinde Mereto’un sesi o kadar güçlüydü ki, bu sese daha fazla dayanamadık.”(5)          

Mereto’nun Müslümanlar tarafından kutsal kabul edilmesinin nedenlerinden biri de Şeyh Bazid’in mezarının burada bulunmasıdır. Şeyh Bazi ile ilgili anlatılan efsane de bilinmeye değer bir anlatıdır:

 

“Eski bilinmeyen zamanların birinde Bazid denilen bir faqî varmış. Bazid, yıllarını medresede tahsil ile geçirdikten sonra seydalarından icazet alarak medrese tahsilini başarıyla tamamlamış. Küçüklüğünden beri hayatı anlama ve anlamlandırma üzerine kafa yoran Şeyh Bazid, bir gün bir rüya görür. Rüyasında kendisine ölümünün yakın olduğunu ve bir akrep sokması sonucu öleceği söylenir. Bazid, rüyada gördüklerini kabullenmek istemez, rüyasında gördüklerini unutmaya çalışır. Lakin unutmak mümkün değildir. En sonunda varını yoğunu, her şeyini bırakır ve kendini yollara vurur. Akreplerin olmadığı bir yer bularak ölümden de kaçmış olacaktı.

Şeyh Bazid, gece-gündüz, sıcak­ soğuk demeden günlerce, aylarca ölümden kaçmak için yol gider. Bölgenin en yüksek dağı olan Mereto dağına tırmanmaya başlar. Günlerdir yol gitmenin yorgunluğuyla zirveye yakın bir yerde biraz dinlenmeye karar verir. Akrep korkusundan at üzerinde uyumaya çalışır. Dengesini kaybetmemek için alnına dayadığı kılıcını bir taşa dayar ve böylece uykuya dalar. Derin uykuya daldıktan kısa bir süre sonra bir akrep sessizce kılıcın üzerinden geçerek Şeyh Bazid’i sokar. Acıyla uyanan Şeyh Bazid, olanları anlamaya çalışır; akrebin vücuduna bıraktığı zehir onu her saniye ölüme yaklaşmaktadır. Bunu üzerine Şeyh Bazid: ‘Allah’ım el hak anladım ki hiçbir insanın kendi kaderinden kaçması mümkün değilmiş. Bunu şimdi anladım. Aciz kulunu hatasından dolayı affet’ der. Ve Şeyh Bazid Mereto’nun yükseklerinde ruhunu teslim eder.”(6)

 

-----------------------------------------------------------

1-      Besse Kabak anlatısı

2-      Mehmet Naima anlatısı

3-      Nurcan Akıl anlatısı

4-      Besse Kabak - Agos Gazetesi (29 Temmuz 2011)

5-      Wendy Hamelink anlatısı

6-      Nihat Çelik anlatısı

 

Sasun.org

Bu habere yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    HAVA DURUMU
    Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
    Sason'un en önemli kültür varlığı hangisi?

    EN ÇOK OKUNANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    EN ÇOK YORUMLANANLAR
    BUGÜN
    BU HAFTA
    BU AY
    KİM KİMDİR? Tümü
    SENDE YAZ
    Ziyaretçi Defteri
    Ziyaretçi Defteri

    Siz de yazmak istemez misiniz?

    Ziyaretçi Defteri
    ARŞİV